fatihdernegi . Archive starting from 17 Hundreds . Bilimi Niteleyen özellikler Nelerdir

Bilimi Niteleyen özellikler Nelerdir

bilimi niteleyen özellikler nelerdir, sezgi,algı,akıl yürütme hangi derecede inanılır, sezgi algı akıl yürütme ve ilahi anlayış , akil yürütme algı nedir , bilim nedir özellikleri nelerdir, sanal küyüphane, bilim felsefesinde yer alan ürün olarak bilim görüşü nedir, algı nedir ve önemi, bilimi niteleyen özellikler neler, bilgini doğruluğunun özellkleri nelerdir?, , Bilimi Niteleyen özellikler Nelerdir, Bilimi, Niteleyen, özellikler, Nelerdir
Ergenekon Davasini Baslatan Ses Kaydi
Federasyon'dan Alisan'a Kotu Surpriz
Meclis Tam Gun Yasasini Tartisiyor
Sacan'in capraz Sorgusu Tamamlandi
Bm: Haiti'de 36 calisanimizi Kaybettik
Domuzlara 'Cig Deneyi' Tepki cekti
Obama'dan Abd'lilere: Haiti Icin Comert Olun
Canli Izle Ikinci Yari Golle Basladi
Bm'de 36 Bm calisani Deprem Kurbani
Trabzon Gutierrez'le Resmi Imzayi Atti





Bİlİm Nedİr?





BİLİM NEDİR?



Bilim Tarihi Bilim Felsefesi

Bilim Tarihi
(...) Mevsİmler Ve Özellİklerİ


MEVSİMLER VE ÖZELLİKLERİ
Mevsimler güneşin gün
Nedir?

Bilimsel Gelişmenin Niteliği

Bilimin Anlamı Bilimi Niteleyen Özellikler

Bilim Tarihi Nedir?



Kısaca
dönümü ve gece gündüz eşitliği noktaları arasından geçişleri arasındaki sürelerdir.
Bilim'in doğuş ve gelişme hikayesidir. Amacı bir bakıma objektif bilgi'nin Mev-simlerin oluşmasının temel sebebi eksen eğikliği ve Dünya’nın Güneş çevresindeki
ortaya çıkma yayılma ve kullanılma koşullarını incelemek bir bakıma da hareketidir. Her iki yarım kürede de mevsimler birbirinin tersi olarak
nitelikleri belli bir metodun bir düşünme türünün hatta geniş anlamda yaşanır. KYK yazı yaşarken GYK kışı yaşamaktadır. Aynı şekilde birinde
bir bakış açısının oluşumunu saptamaktır. Bilim Tarihi amacına çeşitli Bilim sonbaharı yaşanırken diğeri de ilkbahar yaşanır.

Dünya’nın eksen eğikliği ve
kollarında ulaşılan sonuçları sıralayarak değil fakat daha çok bu sonuçları yıllık hareketine bağlı olarak dört önemli gün ortaya çıkar. Bu
bağlı oldukları koşullar çerçevesinde açıklayarak ulaşmaya çalışır. Görevi olguların ve günler mevsim başlangıcı olduğu için Gündönümü adı da verilir. 21
buluşlarınn bir katalogunu çıkarmaktan çok bilimsel kavram teori ve anlayışın Mart ve 23 Eylül Ekinoks tarihleri 21 Aralık ve 21
doğuş ve gelişimini izlemek ve açıklığa kavuş-turmaktır. Düşüncenin serbestliğe kavuşması Haziran Solstis tarihleridir.

Eğer eksen eğikliği olmasaydı Dünya güneş etrafında
akılla batıl inançların çarpışması insanoğlunun 'doğru'yu araması ve giderek ona do-lanırken güneş ışınlarının yere düşme açısı değişmeyecek sıcaklık değişimleri gerçekleşmeyecek
yaklaşması hata ve akıl dışı saplantılarla savaşması.. İşte Bilim Tarihi'nden böylece mevsimler de oluşmayacaktı.

Gündönüm (solstis) tarihleri gündüz sürelerinin uzamaya veya
öğrenebileceğimiz şeylerden başlıcaları.

Modern Bilim'in gözlerimiz önünde yükselen yüce yapısı hiç
kısalmaya döndüğü tarihlerdir. Ekinoks tarihleri ise güneş ışınlarının ekvatora dik
şüphesiz insan kafasının uygarlığa kattığı en önemli bir üründür. Fakat düştüğü ve bütün dünyada gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu
bu ürünün doğuş gelişme ve başarı koşulları üzerinde kültür ortamımızın tarihlerdir.

21 MART (İLKBAHAR EKİNOKSU)
Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu nedeniyle eksen eğikliğinin
yeterince aydınlatıldığı söylenemez. Bilim Tarihi ancak son 40-50 yıllık dönemde etkisi ortadan kalkar ve güneş ışınları ekvatora dik gelir.

1. Güneş
akademik bir disiplin niteliği kazanmıştır. Bugün bile yalnız bizde değil ışınları ekvatora dik düşer.
2. Bütün dünyada gece ve gündüz
bir çok Batı Üniversiteleri'nde de okutulma olanağı bulduğu söylenemez. Tarihçiler eşitliği yaşanır.
3. Güneş her iki kutuptan da görünür. KKN’nda güneş
uygarlığımızın daha çok siyasal ekonomik ve savaş ile ilgili cepheleri doğmaya; GKN’nda güneş batmaya başlar.
4. Kuzey Yarım Küre’de ilkbahar Güney
üzerinde durmakta bize evreni tanıtan Doğa kuvvetleri üzerinde egemen olma Yarım Küre’de sonbahar başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi kutup noktalarından teğet geçer.
6.
olanağını sağlayan tüm düşünme ve yaşama koşullarımızı biçimleyen Bilim'in gelişmesiyle Kuzey Yarım Küre’de gündüzler gecelerden; Güney Yarım Küre’de geceler gündüzlerden
yeterince ilgilenmemektedirler. Ne var ki Bilim'in dünyamızı hızla değiştirme gücü daha uzun olur.
7. Bir meridyen üzerindeki bütün noktalarda güneş aynı
karşısında bu kayıtsızlığın daha fazla süreceği beklenemez. Nitekim dünyanın başlıca anda doğup aynı anda batar.
8. Gölge boyu ekvatorda 0 Ekvatorla
büyük Üniversitelerinde son yıllarda göze çarpan gelişmeler bu yargımızı doğrulayıcı 45° enlemi arasında cismin boyu gölgenin boyundan büyük 45° enlemlerinde
yöndedir.

Bilim Tarihi yeni bir disiplin olmakla birlikte kapsamı çok geniştir.
cismin boyu gölge boyuna eşit 45°-90° enlemleri arasında ise gölge
Bilim çoğu kez sanıldığı gibi ilk defa ne Rönesans'tan sonra boyu cismin boyundan uzundur.

21 HAZİRAN (YAZ SOLSTİSİ)
Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu
ne de Batı dünyasında ortaya çıkmıştır. Bilim insanlığın ortak kafa ve eksen eğikliği nedeniyle KYK güneşe dönüktür ve güneş ışınları
ürünüdür; kökleri ilkel toplumların yaşamına kadar uzanır. Bilim'i anlamak Bilim Yengeç Dönencesine dik gelir.
1. Güneş ışınları Yengeç Dönencesine dik düşer.
öncesi veya bilim dışı düşünme biçimleriyle ilişkilerini bilmemizi gerektirir. Bu
2. Ekvatordan güneye gidildikçe geceler uzar gündüzler kısalır.
3. Ekvatordan kuzeye
nedenle Bilim Tarihi Mitoloji Din Sanat ve aaaafizik gibi konulara gidildikçe gündüzler uzar geceler kısalır.
4. Kuzey Yarım Küre’de yaz Güney
da bilimle ilişkileri bakımından yer vermek zorundadır.

Geniş bir perspektif içinde
Yarım Küre’de kış başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi kutup dairelerine teğet geçer.
6.
bakıldığında Bilim'in uzun ve çetin gelişiminde şu 4 aşamayı görebiliriz:

1.Mısır
Kuzey Kutup Dairesi’nin tamamı güneşi görürken Güney Kutup Dairesi’nin tamamı
ve Mezopotamya uygarlıklarına rastlayan Ampirik bilgi toplama aşaması;

2.Antik Grekler'in evreni
karanlıkta kalır.
7. Güneş KYK’nde ufuk düzlemi üzerindeki en yüksek GYK’nde
açıklamaya yönelik akılcı sistemlerinin kurulduğu aşama;

3.Ortaçağ'ın Grek Felsefesi ile dilsel
en alçak konumuna gelir.
8. Gölge boyu KYK’nde en kısa GYK’nde
dogmaları bağdaştırma çabası karşısında Müslüman dünyadaki bilimsel çalışmaların parlak başarılarını en uzun durumdadır.
9. KYK’de en uzun gündüz en kısa
kapsayan aşama;

4.Rönesans sonrası gelişmelerin yer aldığı Modern Bilim aşaması.

Görüldüğü gibi
gece; GYK’de en kısa gündüz en uzun gece yaşanır.
10. Bu
ilk aşama tümüyle 3. aşama ise bir bölümüyle Doğu'da 2.ve4. tarihten sonra KYK’de gündüzler kısalmaya geceler uzamaya; GYK’de gündüzler uzamaya
aşamalar ise daha çok Batı'da yer alan gelişmeleri kapsamaktadır.

Doğu ile
geceler kısalmaya başlar.
11. Bu tarihten sonra KYK’de güneş ışınlarının geliş
Batı arasında adeta zikzak çizen bilimsel gelişmeyi kalın çizgileriyle şöyle açıları küçülmeye; GYK’de büyümeye başlar.

23 EYLÜL (SONBAHAR EKİNOKSU)
Dünya’nın yörünge üzerindeki
özetleyebiliriz: Doğu uygarlıklarının ürünü olan Bilim Batı'ya geçer; önce İonya'da konumu nedeniyle eksen eğikliğinin etkisi ortadan kalkar ve güneş ışınları
daha sonra Atina ve Güney İtalya'da büyük bir aıtlım yapar; ekvatora dik gelir.

1. Güneş ışınları ekvatora dik düşer.
2. Bütün
tam gelişme hızını yitirmeye yüz tuttuğu bir sırada yeniden Doğu'ya dünyada gece ve gündüz eşitliği yaşanır.
3. Güneş her iki kutuptan
döner ve Nil ağzında kurulan İskenderiye'de yeni bir parlak döneme da görünür. KKN’nda güneş batmaya; GKN’nda güneş doğmaya başlar.
4. Kuzey
girer. Ancak bu dönem de uzun sürmez. Geometri Astronomi Fizik Yarım Küre’de sonbahar Güney Yarım Küre’de ilkbahar başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi
ve Coğrafya gibi Bilim dallarında sağlanan büyük ve gerçek başarılara kutup noktalarından teğet geçer.
6. Kuzey Yarım Küre’de geceler gündüzlerden; Güney
karşın Roma yönetiminin giderek yozlaşması ve Hristiyanlık ile birlikte türlü Yarım Küre’de gündüzler gecelerden daha uzun olur.
7. Bir meridyen üzerindeki
mistik inanç ve saplantıların yayılması karşısında araştırma ve öğrenme ruhu bütün noktalarda güneş aynı anda doğup aynı anda batar.
8. Gölge
Batı'da canlılığını yitirmekten hatta ortadan silinip gitmekten kurtulamaz. Ortaçağ karanlığının boyu ekvatorda 0 Ekvatorla 45° enlemi arasında cismin boyu gölgenin
ortama egemen olmasında Hristiyanlığın rasyonel düşünce ile çelişkisi önemli bir boyundan büyük 45° enlemlerinde cismin boyu gölge boyuna eşit 45°-90°
etkendir. İskenderiye Küyüphanesi'nin ilk kez Hristiyanlarca yakılması bu çelişkinin en enlemleri arasında ise gölge boyu cismin boyundan uzundur.

21 ARALIK (KIŞ
açık bir belirtisi sayılabilir.

Grek Bilim ve Felsefesi'ni temsil eden Nesturiler'in
SOLSTİSİ)
Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu ve eksen eğikliği nedeniyle GYK güneşe
Hristiyan baskısından kurtulmak için giderek Doğu'ya çekilmeleri; bu arada Yeni-Platoncu dönüktür ve güneş ışınları Oğlak Dönencesine dik gelir.

1. Güneş ışınları
Okul'un son büyük temsilcisi sayılan Hypatia'nın İskenderiye'de bir Hristiyan papazı Oğlak Dönencesine dik düşer.
2. Ekvatordan kuzeye gidildikçe geceler uzar
tarafından öldürülmesi bu dönemi niteleyen olaylardır.

Bilim'in yeniden canlanma hareketi İslam'ın
gündüzler kısalır.
3. Ekvatordan güneye gidildikçe gündüzler uzar geceler kısalır.
4. Kuzey
ortaya çıkmasıyla yine Doğu Dünyasında kendini gösterdi. Avrupa'nın 1100 lü Yarım Küre’de kış Güney Yarım Küre’de yaz başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi
yıllarda başlayan ve Rönesans'dan günümüze kadar giderek hızlanan parlak bilimsel kutup dairelerine teğet geçer.
6. Güney Kutup Dairesi’nin tamamı güneşi görürken
başarılarını azımsanmayacak ölçüde Müslümanlar'ın çalışmalarına borçludur.

Dün olduğu gibi bugün de
Kuzey Kutup Dairesi’nin tamamı karanlıkta kalır.
7. Güneş GYK’nde ufuk düzlemi
Bilim hiçbir ırkın kültürün veya bölgenin tekelinde değildir.

Bilimin Kökeni:

Kökleri çok
üzerindeki en yüksek KYK’nde en alçak konumuna gelir.
8. Gölge boyu
gerilere uzanmakla birlikte bugün 'Bilim' diye nitelediğimiz bilgi ve düşünme GYK’nde en kısa KYK’nde en uzun durumdadır.
9. GYK’de en
türü uygarlığın oldukça yeni sayılan bir ürünüdür. Tarih öncesi çağlarda uzun gündüz en kısa gece; KYK’de en kısa gündüz en
Felsefe Din Efsane gibi ruhsal; el sanatları gibi pratik hayat uzun gece yaşanır.
10. Bu tarihten sonra GYK’de gündüzler kısalmaya geceler
ihtiyaçlarına yönelik uğraşılar dışında gözleme dayalı kavramsal düşünme demek olan uzamaya; KYK’de gündüzler uzamaya geceler kısalmaya başlar.
11. Bu tarihten sonra
Bilim'den söz etmek zordur. Şu kadar ki bu uğraşıların dayandığı GYK’de güneş ışınlarının geliş açıları küçülmeye; KYK’de büyümeye başlar.

NOT 1:
bilgi teknik ve kavramların sonraki çağlarda daha belirginleşen bilimsel kavram 21 Mart-23 Eylül tarihleri arasında Kuzey Kutup Noktası 6 ay
ve işlemlere kaynaklık ettiği de inkar edilemez. Denilebilir ki bilimsel gündüz Güney Kutup Noktasında ise 6 ay gece yaşanır. 21
düşünme ve bulma çabasının kökeninde bir yaşamı güvenilir ve rahat Eylül-Mart23 tarihleri arasında Kuzey Kutup Noktası 6 ay gece Güney
kılma diğeri dünyayı anlama gibi iki temel ihtiyaç yatmaktadır. Bu Kutup Noktasında ise 6 ay gündüz yaşanır.

NOT 2: Güneş
ihtiyaçlardan ilki insanlığın uzun tarihinde kuşaktan kuşağa bırakılan çeşitli yaşantı ışınları dönenceler arasındaki her noktaya yıl içerisinde iki defa dik
ve beceri biçimlerini kapsayan bir teknik geleneği 2.si insanoğulunun duygu düşerken dönencelere bir defa dik düşer.

Güneş Işınlarının Geliş Açısının Hesaplanması:
1.
inanç ve düşüncelerini içinde toplayan bir kültürel geleneği oluşturmuştur. 2 Güneş ışınlarının hangi enleme dik düştüğü bilinecek.
2. Düşme açısı sorulan
gelenek başlangıçta ve uzun süre çoğu kez ayrı ellerde birbirine yerin enlemi ile güneş ışınlarının dik düştüğü nokta arasındaki enlem
yabancı kalmış yeterince karşılıklı etkileşim olanağı bulamamıştır. Antik Grek Uygarlığı'nın farkı bulunacak.
3. Bulunan enlem farkı 90° den çıkarılacak.

Örnek: Güney Yarım
parlak dönemlerinde bile bir yanda uğraşları el becerilerine basit tekniklere Küre’de gündüzlerin kısalmaya başladığı tarihte Türkiye’nin en kuzeyine güneş ışınları
dayanan zenaatçıların öte yanda duygu inanç ve düşünce dünyasını oluşturan kaç derecelik açı ile düşer.

Çözüm: Bu tarih 21 Aralıktır ve
şair politikacı ve Filozoflar'ın yer aldığını görüyoruz. Ayrılık Ortaçağ boyunca güneş ışınları Oğlak Dönencesine dik düşer.
42 + 23 = 65
kendini sürdürmüş ancak Yeniçağ'ın başlarında ortadan kalkmaya yüz tutmuştur. 2  90 – 65 = 25
21 Aralık tarihinde Türkiye’nin en
geleneğin birleşim ve karşılıklı etkileşim koşulları gerçekleştikten sonradır ki ancak kuzeyi olan 42° kuzey enlemine güneş ışınları 25° lik bir
modern anlamda Bilim'in ortaya çıkmasına tanık olunur. Rönesans'la başlayan bilimsel açıyla düşerler.
Gece – Gündüz Durumu:
1. Eğer Dünya’nın günlük hareketi olmasa
düşünme ve araştırma çabası iki geleneğin deneye olanak veren teknik sürekli bir yüzünde gündüz bir yüzünde gece yaşanırdı.
2. Dünya’nın yıllık
becerilerle kavramsal düşünmeye yol açan aaaafizik türden teorik çalışmaların etkili hareketi ve eksen eğikliği nedeniyle gece gündüz sürekli uzayıp kısalır.
bir kaynaşmasına dayanmıştır.

İnsanın Doğa'ya egemen olma istek ve çabası tarihi
Ekvatorda yıl boyunca 12 saat gece 12 saat gündüz yaşanır.
kadar eskidir. Fakat Doğa'yı anlama ihtiyacı da o kadar gerilere Türkiye’de gece gündüz arasındaki fark 16 saate 8 saat olarak
gider. Modern Bilim'in doğuşu bu iki isteğin birleşmesini beklemiştir. Bununla yazla kış arasında değişir.
 66° 33’ enleminde 24 saat gece
birlikte ilkel insan yaşamında bile bu iki isteğin tümüyle ayrı ve 24 saat gündüz yaşanır.
 90° enleminde ise 6 ay
olduğunu söylemek güçtür. Çünkü ilkel insan Doğa ile ilişkisinde basit gece ve 6 ay gündüz yaşanır.
3. Dünya’nın eksen eğikliği olmasaydı
teknik becerilerini kullandığı kadar büyü türünden birtakım akıl dışı yollara sürekli 12 sat gece 12 saat gündüz yaşanırdı..
4. 21 Aralıkta
başvurmaktan da geri kalmamıştır. Büyünün amacı da teknoloji gibi Doğa'yı Kuzey Kutup Noktası’na gidildikçe gündüzler kısalır Güney Kutup Noktası’na gidildikçe
etkilemektir: Ölmekte olan hastaları iyileştirmek beklenen doğal felaketleri önlemek düşmanların gündüzler uzar. 21 Haziran tarihinde ise tam tersi yaşanır.
5. Dünya’nın
yok olmasını sağlamak... gibi. Hatta aynı amacı dünyanın varoluşu ve dönüş hızının kutuplara doğru gittikçe yavaşlamasından dolayı Güneş’in doğma ve
düzeni ile ilgili çeşitli kültürlerde yer yer sürüp gelen efsane batma süreleri kutuplara doğru gittikçe uzar.

(...) Canlilarin Ortak
türünden masal veya hikayelerde de buluruz. Güneşin ayın ve yıldızların Özellİklerİ


CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ

Canlı ve cansızların aynı kimyasal ve fiziksel
yaratılış ve varoluş nedeni insanoğlunun hayat ve ölüm karşısında duyduğu yasalara bağlı olduğuna inanan felsefeye Materyalizm ya da mekanik görüş
korkuyu giderme aradığı güveni ve rahatı sağlama olarak tasavvur edilmiştir. buna karşılık canlıların farklı yasalar altında hareket ettiğini ve canlılığın
Gerçi büyü de bile Doğa'nın isteğe göre değişmediği bazı kanunlara mistik bir güç ile meydana geldiğini benimseyen görüşe de Vitalizm
boyun eğmek gerektiği düşüncesi üstü örtük de olsa vardır. Ateşin ya da kadercilik denir. Her iki görüşün de temelinde belirli
daima yaktığı suyun ıslattığı güneşin parlak olduğu hava bulutlu olmadıkça kimyasal ve fiziksel ilkelerin yattığı bir gerçektir. Canlılk ile cansızlığı
yağmurun yağmadığı yazların sıcak kışların soğuk gittiği gerçeğinden ilkel insan virüslerde birbirinden ayırmak oldukça zordur (uygun koşullarda canlı özelliği uygun
da kendini çoğu kez kurtaramayacağını bilirdi. Ne var ki büyü olmayan koşullarda ise kristal hale geçerek cansız özelliği gösterir). Daha
ve efsane doğrudan bilime yol açmamıştır. Bilimin doğuşu için Doğayı ileriki kademelerde canlılık özelliği belirgin hale geçerken o zaman da
kontrola yönelik katı bir faydacılık dışında fayda amacı gütmeyen katıksız canlının bitki mi yoksa hayvan mı olduğu konusunda bazı sorunlar
bir anlama ve bilme tutkusuna da ihtiyaç vardır. Böyle bir ortaya çıkar. Nitekim birhücreli bazı hayvan grupları bugün hem botanikçiler
tecessüsün belirmesine ve etkinlik kazanmasına ilkel insanın hayatı pek elverişli hem de zoologlar tarafından incelenmektedir. (Örneğin; kamçılılardan öglenanın karanlıkta hayvansal
olmamıştır.

Bilimsel Gelişmenin Niteliği:

Bilim'in gelişmesi ile ilgili görüşler çeşitlidir; bunlardan ikisine
ışıkta bitkisel davranması evrimsel gelişimde her iki grubun bu kademede
değinmekte konuya yaklaşım açımızı belirlemesi bakımından yarar görmekteyiz. Bu görüşlerden ortak bir organizasyona ve ataya sahip olduğu fikrini güçlendirmektedir.) Bu
birine göre Bilim yavaş fakat sürekli ilerleyen bir bilgi üretme aşamadaki ortaklık daha sonraki kademelerde “bu bir canlıdır” yargısını açıkça
coğaltma sürecidir. 2.görüşe göre ise Bilim'de gelişme teorik düzeyde yer verdirecek ortak özellikleri beraberinde vermiş; uyuma göre bu özellikler sonradan
alan köklü düşünme değişikliklerinin bir sonucudur. 2 görüş ilk bakışta geliştirilmiştir.
A. ÖZEL BİR KİMYASAL DİZİLİME SAHİP OLMALARI
Cansızlar kimyasal bağların izin
sanıldığı gibi bağdaşmaz nitelikte değildir. Her ikisinde de gerçek payı verdiği ölçüler içerisinde bir bileşime sahiptirler. Canlılar ise bu kimyasal
vardır. Bilim'in gelişimi karmaşık bir olaydır. Bir cephesinde devrim niteliğini bağların dizilimini özel bir şekilde saptarlar. Tüm canlılar genleri oluşturan
taşıdığını görmekteyiz. Gerçekten Bilim'in gelişimi olgusal bilgilerimiz yönünden sürekli bir çekirdek asitlerini –genellikle DNA (bazı virüslerde RNA)- içerirler. Gensiz bir
birikim saptanmış olguları yorumlama ve açıklama yönünden ise ancak zaman canlılık düşünemeyiz. Çünkü genler değişik yaşam formlarının senaaa ve replikasyonundan
zaman patlak veren düşüncede devrim biçiminde görünmektedir. Bilim Tarihi 2 (eşlenmesinden) sorumludur. Tüm genler aynı birimlerden; fakat değişik dizilimlerden oluşmuştur.
görüşü de kanıtlama olanağı veren örneklerle doludur. Geçmişte gözlem ve Dolayısıyla tüm canlıların yapısına giren protein bu genlerin yapısal değişikliğine
deney yoluyla saptanmış pek çok olgusal gerçekler (örneğin gezegenlerin hareketleri uygun olarak her hücrede farklı amino asit dizilimine sahip olurlar.
gazların özellikleri sarkaç salınımı gel-git olaı cisimlerin serbest düşmesi vb. İlave olarak karbonhidrat yağ ve su içerirler. Tüm bu maddelerin
bu tür olgular arasında sayılabilir) giderek artan bilgilerimizin bir bölümü özel karışımı protoplazmayı meydana getirir.
B. HÜCRESEL DİZİLİM
Canlıların büyük bir kısmı
olarak geçerliliklerini sürdürmektedir. Bunları bir yana itme geçersiz sayma yoluna (kural olarak çokhücreliler) hücre olarak bilinen birimlerden yapılmıştır. Her hücre
gidemeyiz; geçmişte bulunmamış olsalardı bugün bulunacaklardı. Oysa aynı sürekliliği olguları çok ince zarla (plazma zarı) çevrilmiştir. Bu zar erimiş maddelerin
açıklama amacıyla bilginlerce ileri sürülen teori veya teorik nitelikteki hipoaaalerde ve suyun hücre içerisine girip çıkmasına izin verir. Her iki
bulamamaktayız. Bilim Tarihi'nde aşağı yukarı aynı olgu grubunu açıklamak amacıyla yönde de geçirim bakımından çok özelleşmiş seçici bir yeteneği vardır.
değişen aralıklarla çoğu kez birbirleriyle bağdaşmaz teorilerin ortaya atıldığını görüyoruz. Hücre bir çok kimyasal değişimin yapılabilmesi için değişik enzimleri ve
Bir örnek vermek gerekirse gök cisimlerinin (gezegen uydu güneş ve en önemlisi yalnız başına kendinin aynını üretebilecek yeteneğe sahiptir.
C. ORGANİZASYON
Canlıların
yıldızlar gibi) gözleme konu hareketlerinin açıklaması yolunda Eudoxos'dan Newton'a kadar vücut kısımlarının görev bölümüne ve belirli kurallar içerisinde canlılık etkinliğini
geçen 2000 yıllık sürede ortaya atılan değişik teorileri gösterebiliriz. Bu devam ettirmelerine organizasyon denir. Bütün hayvan ve bitkilerin vücudu yapısal
gibi teoriler olgusal buluşlar gibi bir bilgi birikimi yaratmamakta tersine ve işlevsel olarak birim kabul edilen hücrelerden yapılmış olmasına karşın
her biri bir önceskini yıkma veya hiç değilse değiştirme rolü homojen değildir. Farklılaşmış vücut kısımları değişik görevleri üzerine almıştır. Hatta
ile ortaya çıkmaktadır.

Her teori Doğa'ya belli bir bakış açısını ifade
birhücreli canlılarda ergin evrede boy ve şekil sabit olmakla beraber
eder; fakat başka bakış açıları olanağını ortadan kaldırmaz. Herhangi bir hücrenin farklı kısımları farklı görevleri üzerine almıştır.
D. UYARILMA
Bütün canlıların çevrelerindeki
teoriden ortaya atılmasında veya benimsenmesinde olgulara uyma ve olguları açıklama fiziksel ve kimyasal koşulların değişmesine karşı tepkileri kalıtsaldır. Basit organizmalarda
gücü kadar kişisel beğenilerimiz de rol oynamaktadır. Bu nedenledir ki uyarı genel olarak bütün vücutla algılandığı halde yüksek organizmalarda duyu
aynı alanda rakip teorilerin ortaya çıktığını ve uzun süre tutunan organlarının yeri merkezileşmiştir. Örneğin; ışık gözle koku burunla tat dille
teorilerin bile birtakım koşulların oluşmasıyla geçerliklerini bazen beklenmedik bir biçimde basınç ve sıcaklık deriyle vs. Uyarının alınması ve gerekli tepkinin
yitirdiklerini görürüz.

Aslında bilimin gelişimi ne tek başına teorik görüş değişikliklerinden
gösterilmesi canlının evren içerisinde en uygun yerde ve koşullarda yaşamasını
ne de yalnızca birbirinine eklenen sürekli bir buluşlar zincirinden ibarettir. sağlamayı yaratmaktadır.
E. HAREKET
Beslenme korunma üreme yayılma en rahat edebileceği bölgeyi
2 süreç birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Yeni olgusal buluşlar yeni teorilere bulma vs. gibi yaşamın temel işlevlerini yürütebilmek için ilkel organizmalarda
yol açtığı gibi yeni teoriler de yeni gözlem ve deneylere ya vücudun tamamıyla protoplazmik hareket ya bir kısmıyla sil ve
kapı açmakta dolayısıyla yeni buluşların koşullarını hazırlamaktadır. Olgusal buluşlarla teorik kamçı hareketi ya da yüksek organizmalarda görülen yürüme yüzme ve
açıklamalar arasındaki bu karşılıklı etkileşim bilimde gelişmenin gerçek itici gücünü uçmanın sağlanması için belirli organ oluşumları görülür. Birçok canlı tüm
oluşturur. Bu itici güçten kaynaklanan bilimsel gelişmenin iki dönemli bir yaşamı süresince belirli bir yere bağlı kalmasına karşın vücudun değişik
süreç olduğunu söyleyebiliriz. Dönemlerden biri teorik düzeyde açılmayı ötekisi bu kısımlarının çevre koşullarına göre değişimi de hareket olarak kabul edilir.
açılmanın olgusal düzeyde pekiştirilmesini simgeler. Fakat her pekiştirme er geç Örneğin; bitkilerde ışığa (fototropizm) yerçekimine (geotropizm) neme (higrotropizm) vs. ye
yeni bir açılmanın gerekleri de oluşturmaktan kendini kurtaramaz.

Bilim'in gelişim hikayesine
yönelim bir hareket kavramı içerisinde değerlendirilir.
F. ENERJİ KULLANIMI
Canlılığın en önemli
girerken bu birikimi kamçılayan iki dönemli süreci gözden kaçırmamaya çalışacağız.

Bibliyografya:

-*Yıldırım
öğelerinden biri büyüme üreme yenilenme vs. için enerjiye olan gereksinimleridir.
CemalBilim Tarihi[1]

Bilimin Anlamı

Bilimi anlamanın önemi nedir buna neden gerek vardır?
Hücre kendi başına enerji üretemez; dışarıdan kaynak sağlamak zorundadır. Hayvanlar
Bu soruya şu iki yönden yanıt verebiliriz. 1.Bilim'in uygulama sonuçları enerji bağları içeren molekülleri yıkmak (katabolik tepkimeler) suretiyle gerekli enerjiyi
yaşamımızı giderek artan ölçülerde her cephesinde etkilemektedir; 2.Bilimsel düşünceyi tanıma sağlarlar. (karbonhidrat yağ ve proteinden). Küçük molekülleri büyük moleküller halinde
çağımız aydını için bir entellektüel zorunluluktur.

Bilim'in yaşamımızı etkileyen uygulama sonuçları
bağlayarak (anabolik tepkimeler) yapı taşlarını ve enerji depolanmasını da yapabilirler.
çok çeşitlidir. Her gün kullandığımız araç aygıt ve makinelerin bir Bu tepkimelerin tümüne birden biyoenerjitik denir. Bir moleküldeki enerjinin büyük
listesi bile bunların yaşamımızdaki önemini göstermeye yeter. Telefon radyo tren bir kısmını kullanma oksijen kullanmakla olur; yani tamamıyla oksitlenmelidir (aerobik
uçak otomobil elektronik hesap makineleri atom bombası vb.. bilimin teknolojideki solunum=oksijenli solunum). İlkel canlıların bir kısmı (bazı mikroorganizmalar özellikle mayalar)
uygulamasından elde edilen bilgiler insanoğluna doğal çevresini kontrol altına alma ve bazı endoparazitler (bağırsak solucanları gibi) bu kaynak maddeleri oksijensiz
olanağını sağlamış; doğa kuvvetlerini kendi yaşamını kolaylaştırma daha rahat daha yıktığı için enerjinin pek az bir kısmından yararlanabilir (anaerobik solunum=oksijensiz
güvenilir ve daha uzun yaşama yolunda kullanma yeteneği vermiştir. 300 solunum). Pek az bir organizma grubu da bazı inorganik maddeleri
yıl önce Francis Bacon 'Bilgi kuvvettir' demişti. Bilginin tükenmez bir yıkmak suretiyle enerji elde eder; azot demir ve kükürt bakterileri
kuvvet kaynağı olduğu insanoğlunun uzaya açılan teknik başarılarıyla günümüzde iyice bunlara tipik örneklerdir. Dünyada serbest oksijenin olmadığı devirlerde canlılar enerjilerini
ortaya çıkmıştır.

Bu sonuçlar Bilim'in bizim için önemli olan bir cephesini
bu yollarla sağlıyorlardı. Bitkiler ise (saprofit ve parazit olanların bir
oluşturur. Bundan belki de daha önemli bir başka cephesi bilimin kısmı hariç) enerji kaynağı olarak güneş ışınlarını kullanır. Güneş ışınlarının
güçlü bir düşünme metodu olmasıdır. Bilimsel düşünme metodunun yapı ve kuantlarındaki enerjiyi kimyasal bağlar halinde (nişasta) tutarlar ve bu kimyasal
özelliği kitabımızın II.kesiminde ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Burada sadece 1-2 bağlar tüm adrıbeslek (heterotrof) canlıların enerji kaynağını ve yapı maddelerini
noktaya değinmekle yetineceğiz.

Bilimsel düşünme belli bir kafa disiplini gerektirir. Bu
oluşturur. İlk evrelerde (bitkiler oluşmadan önce) enerji kaynağı olarak UV
disiplini kazanmış bir kimse her şeyden önce gerçeğe dönüktür; olaylara ışınlarının katalizlediği bazı ilkin organik moleküller kullanılmıştır. Ozon perdesi oluştuktan
saygılıdır. Yargılarında tutarlı ve ihtiyatlı olmasını bilir; olgulara dayanmayan uluorta sonra bu kaynak büyük ölçüde kurumuştur.
G. ÇEVREYE UYUM
Canlılar kural olarak
genellemelerden kaçınır; akla ya da ortak-duyuya ne kadar yakın görünürse yaşadığı ortamın koşullarına uyum yapabilecek yeteneğe sahiptir. Bu durum homeostatik
görünsün hiç bir konuda ön yargılara dogmatik inançlara saplanmaz. Bilimsel tepki olarak bilinir. Değişik koşulların bulunduğu ortamda en uygun yeri
düşünme yeteneğini kazanmış bir kimse için düşüncenin hareket noktası olduğu seçmeye çalışır; şayet tam anlamıyla uygun ortam bulamazsa yapısal değişikliklerle
gibi geçerlik ölçüsü de güvenilir gözlem verileridir. Gözlem verilerine ters (mutasyonların yardımıyla) bu uyum sağlanmaya çalışılır. Günlük uyumlardan binlercesini farkında
düşen ya da onları aşan her türlü iddia teori veya olmadan yaparız. Örneğin gözün karanlığa ve aydınlığa uyum yapması gibi.
genelleme duygusal çekiciliği ne olursa olsun şüphe konusu olmak zorundadır. Çevre koşullarının değişmesi canlı bünyesine en az etki bırakacak şekilde
Herhangi bir çıkarım ya da savın geçerliği olgulara uygunluk gösterdiği iletilmeye çalışılır (özellikle sıcakkanlılarda); örneğin çölde ve kutuplarda insan kanı
kadardır.

Bilimsel düşünme belli bir dünya görüşüne dayanır. Bu görüş rasyoneldir;
her zaman aynı sıcaklıktadır. Canlı uyum yapabildiği oranda hayatta kalma
her türlü mistik ve doğaötesi görüşlerin karşısında yer alır. Doğada şansına sahiptir. Bu oran ise kalıtsal yapı ile saptanmıştır. Bu
olup biten olayları doğaüstü kuvvetlerin varlığını tasarlayarak değil gene doğal sınırların dışındaki uyumlar ancak mutasyonlarla sağlanabilir.
H. ÜREME
Hiçbir canlı sonsuz olarak
olaylara başvurarak açıklamaya gider.

Son olarak bilimsel düşüncenin bir anlama bir
yaşamını devam ettiremez. Herhangi bir şekilde üremeyle kalıtsal materyal gelecek
bulma ve doğrulama metodu olduğunu söylemeliyiz. İnsanlık uzun geçmişinde aynı kuşaklara aktarılır. Birhücrelilerde bölünme aynı zamanda çoğalmayı sağlamasına karşın çokhücrelilerde
amaçlar için başka yolları da denemiştir. Mitoloji din aaaafizik gibi üreme belirli vücut kısımlarına özgü bir yetenek olarak ortaya çıkmıştır.
bilim dışı yollar evreni anlama çabaları arasında sayılabilir. Fakat bu Bazı canlı gruplarında gen değişimi olmaksızın (eşeysiz) üreme görülmesine karşın
çabaların hiç biri başarılı olmamıştır; bilimsel metodun sağladığı güvenilir bilgiye (birhücrelilerde mitoz bölünme; çokhücrelilerde tomurcuklanma dallanma partenogenez çoğalma bitkilerde çeliklenme
olguları açıklama gücüne erişememiştir.

İlerde daha genişçe ve ayrıntılı olarak işleyeceğimiz
vs.) kural olarak eşeyli üreme çok daha sıktır. Bu şekilde
bu 3 nokta Bilim'in entellektüel değerini belirten temel özelliklerdir. Demek değişik gen kombinasyonları ortaya çıkarak daha başarılı döllerin meydana gelmesini
oluyor ki Bilim'in değeri bir yandan teknolojideki uygulaması ile faydaya sağlar. Bu evrim mekanizmasının en önemli ögelerinden biridir.
İ. EVRİMSEL UYUM
yönelmiş icatlarda öte yandan nitelikleri belli bir kafa disiplini rasyonel VE VARYASYONLARIN KALITIMI
Tüm canlılar genlere sahiptir ve genlerin tümü de
bir dünya görüşü ve evrenin insanoğlu için sır olan yanlarını mutasyonla değişebilir. Bu aynı türün farklı bireylerinin kalıtsal olarak değişmesini
ve işleyişini anlama açıklama ya da betimleme metodu oluşturmasında kendini sağlar. Dolayısıyla o anda faydalı olan mutasyonları taşıyan bireyler seçilir
göstermiştir. Bu iki cepheli değer yüzeyde uyuşmaz gibi görünse de zararlı olanlar uyum yapamadığı için ortadan kaldırılır ve evrimsel bir
aslında birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Çünkü faydaya dönük teknolojik gelişmeler temelde yönlendirme ortaya çıkar. Bu zamanla türün değişmesine neden olur; özellikle
fayda gözetmeyen salt insanoğlunun bilme ve anlama çabasına dayanan bilgi çevre koşulları değiştiği zaman. Kalıtsal uyumlar meydana gelmeseydi hiçbir tür
ve açıklamaları gerektirdiği gibi bu tür bilgi ve açıklamaların kapsamını yaşamını sürdüremeyecekti; çünkü çevre koşulları devamlı olarak değişmektedir.
I. BÜYÜME
Çevresindeki
genişletme geçerlik ve güvenirliği arttırma bakımından da teknik araçlara gereksinme anorganik (ham) maddeleri kendi protoplazma yapısına çevirme büyüme olarak bilinir.
vardır.

'Bilim nedir?' sorusu çok sorulan sorular arasındadır. Fakat üzerinde henüz
Bitkilerde (çok yıllık) kural olarak sınırsız bir büyüme görülmekle beraber
hepimizin birleştiği bir yanıtı verilmemiştir. Bu güçlüğün nedenleri arasında şu hayvanlarda her türün kendine özgü şekil ve büyüklüğe ulaşmasına kadar
ikisi gösterilebilir:

1.Bilim donmuş statik bir konu değil sürekli ve artan
devam eder. Çok hücreli hayvanlarda genellikle bir büyüme evresi vardır.
bir hızla gelişen değişen bir etkinliktir.

2.Bilim inceleme konusu ve yöntemi
Bu evrede büyüme hızlıdır. Daha sonraki evre olgunluk evresidir büyüme
yönünden kapsamı ve sınırları kesinlikle belli bir etkinlik değil çok yoktur; fakat protoplazmanın yenilenmesi için devamlı besin yadımlaması (asimilasyonu) vardır.
yönlü sınırları yer yer belirsiz karmaşık bir oluşumdur.

Dural ve basit
Protoplazma aaaabolik tepkimeler sonucu sürekli olarak yıkılır eğer yaşam devam
oluşumları bile tanımlamada çok kez güçlük çekeriz. Bilim gibi sürekli edecekse bu protoplazmanın yenilenmesi gerekir. Birhücrelilerde büyüme çoğalma ile sonuçlanmasına
değişme halinde olan yapısı karmaşık bir süreci kesin ve açık karşın; çokhücrelilerde vücudun gelişmesini ve irileşmesini sağlar.
Yaşlılık evresinde protoplazmanın yenilenmesi
ve herkesin kabul edeceği bir tanımla belirlemek ise büsbütün güç gittikçe azalır; hücre yavaş yavaş işlevini; ilerlemiş ve yaygınlaşmış durumlarda
bir iştir. Ancak bu güçlük ne bilginleri ne de Bilim da yaşamını yitirir. Bu bozulma herhangi bir yaşta yeterince besin
üzerinde düşünen filozofları bazı tanımlar ileri sürmekten de alıkoymamıştır. İlgili alınmadığında veya nitelik bakımından doyurucu olmadığında da ortaya çıkabilir. Yenilenmenin
literatüre bir göz atmak ortaya atılmış tanımların sayı ve çeşit kusursuz olması protoplazmanın içerdiği maddelerin eksiksiz olmasıyla sağlanabilir. Büyüme her
bakımından çokluğunu görmeye yeter. Biz bunlardan sadece önemli gördüğümüz birkaçı türde kalıtsal yapıyla sınırlandırılmıştır. Bunun alt ve üst sınırları çevre
üzerinde duracağız.

Çok yaygın bir tanımlamaya göre Bilim örgün bir bilgiler
koşullarıyla belirlenmiştir
bütünüdür. Bu tanım yetersizdir; ancak yetersizliğinin nedenini açıklamadan önce tanımın
dayandığı iki terimin ('Bilgi' ve 'örgün') anlamlarını belirtmeye ihtiyaç vardır.

'Bilgi'
terimi günlük dilde çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır. Biz burada sadece teknik
anlamını belirtmekle yetineceğiz. Bir şeyin bilgi sayılması için şu 3
koşulu karşılaması gerekir:

1.O şeyin bir önerme ile dile getirilebilir olması
(Önerme bir tümce ile dile getirilen doğru veya yanlış bir
yargı demektir. Örneğin 'Bakır bir iletkendir' tümcesi doğru bir önerme
'Dünya güneşten daha sıcaktır' tümcesi yanlış bir önerme dile getirmektedir).

2.Bu
önermenin doğruluğunu gösteren güvenilir kanıt veya belgelerin olması.

3.Önermenin doğruluğuna inanılması.

Örneğin
dünyanın yuvarlak olması bilgilerimizden biridir. 'Dünya yuvarlaktır' önermesi bunu ifade
etmekte ve önermenin doğruluğunu gösteren elimizde çeşitli kanıt veya belgeler
vardır. Ayrıca çoğumuz önermenin doğruluğunu kabul etmekteyiz. Öte yandan 'Dünya
yuvarlaktır' önermesi herhangi bir önerme değildir; olgusal içerikli bir önermedir.
'Yuvarlak nesneler biçimlidir' gibi bir önerme ise olgusal içerikten yoksundur.
'Yuvarlak' sözü bir biçim türü ifade ettiğine göre önerme asında
'Biçimli olan cisimler biçimlidir' demekten ileri geçemiyor. Oysa 'Dünya yuvarlaktır'
önermesi bize bir şey öğretmiyor. Dünya yuvarlak değil başka bir
biçimde de olabilirdi; yuvarlak olması zorunlu değildir.

'Örgün' terimine gelince bilgilerimizi
dile getiren önermelerin mantıksal bir ilişki içinde olması anlamına gelmektedir.
Bilim bir yığın dağınık ilişiksiz önermelerden oluşmakta (bu önermelerin hepsi
doğru olsa bile) bunların mantıksal yönden bir ilişki düzeni içinde
yer alması bir sistem oluşturması gerekmektedir.

O halde Bilim'e örgün
bir bilgiler bütünü gözüyle bakabiliriz. Ne var ki bu tanım
bir yandan çok geniş öte yandan çok dar görünmektedir. Çok
geniştir çünkü Bilim dışında başka bazı şeyleri de aynı şekilde
niteleyebiliriz. Örneğin bir Telefon rehberi bir Üniversite katalogu için de
örgün bilgiler bütünü diyebiliriz. Ama bu tür şeylere bilim diyemeyiz.
Tanım aynı zamanda çok dardır; çünkü bilgi bilim'i tanımlama da
gerekli bir nitelik olmakla beraber yeterli bir nitelik değildir. Bilgi
bir üründür; bir sürecin sonucudur. Bilim bir sonuç olduğu kadar
hatta belki daha fazla bir süreçtir. Bu süreç 'Bilimsel düşünme'
'bilimsel metod' ya da 'Bilimsel araştırma' denilen bir bulma ve
doğrulama çabasıdır. Sözkonusu tanım bilim'in bu özelliğine yer vermediği için
ya da dar ya da eksik sayılmak gerekir.

Bir başka yaygın
tanım da şudur: Bilim gerçeği ( ya da 'doğru'yu) arama
etkinliğidir. Çok genel bir anlamda bu tanımı belki uygun görebiliriz.
Ancak aynı tanımı Felsefe hatta sanat ve edebiyata da uygulamak
olanağı vardır. Kaldı ki tanımda geçen 'gerçek' ya da 'doğru'
terimi açık ve belirli bir anlam taşımamakta çeşitli bağlamlarda farklı
anlamlar için kullanılmaktadır.

Bilim'i 'İnsan deneyim ve yaşantısını betimleme yaratma ve
anlama metodu' olarak tanımlayanlar da vardır. [2] Burada 'deneyim' ve
'yaşantı' sözleri ile tüm bilinçli algılarımız kastediliyorsa (ki öyle olması
gerekir) tanımın kapsamı çok geniş tutulmuş demektir; çünkü Bilim kadar
hatta daha fazla sanat ve edebiyat çalışmaları da insan yaşantısını
betimleme yaratma ve anlama çabasındadır.

Tanınmış bir bilim adamı genellikle kabul
edilmiş bazı tanımları eleştirdikten sonra şöyle bir tanım ileri sürüyor:
'Bilim üzerinde herkesin birleşebileceği yargıları konu alan bir çalışmadır.'[3] Bu
tanım şu iki yönden açıklamaya muhtaç görünüyor: (1) 'yargı' sözü
ile ne anlatılmak isteniyor? (2) 'üzerinde herkesin birleşebileceği' koşulu neden
ileri sürülüyor? Yazarın 'yargı' sözü ile doğa olaylarını dile getiren
önermeleri kastettiğini düşünebiliriz. Bu doğru ise akla başka bir soru
gelmektedir.

Bilim doğa olaylarını mı yoksa bunları dile getiren yargıları mı
inceler? Dilin bilimdeki önemli yerini inkar etmemekle beraber bilimin doğrudan
olguları değil fakat bunların ifadesi olan birtakım dilsel nesneleri konu
aldığını söylemek pek akla yakın görünmüyor. Dil bir anlatım ve
bildirim aracıdır; bilim dilden yararlanarak incelediği olguları ve ulaştığı sonuçları
saptar. Bilginin yayılması eleştiriye konu olması için de belli bir
dilde ifade edilmiş olmasına ihtiyaç vardır. Ama gene de bilimin
konusu olguların kendisidir yoksa bunları ifde eden önermeler değildir diyeceğiz.

Yazarın
ileri sürdüğü koşula gelince böyle bir sınırlamanın önemini hemen belirtmeliyiz.
Böylece kişisel kalan öznel benzeri olmayan ya da mucize türünden
sayılan 'olgular'ın bilimsel incelemenin kapsamı dışına düştüğü; yalnız nesnel herkesin
inceleme ve eleştirisine açık olguların bilime konu olabileceği belirtilmiş olmaktadır.

Bilim
kavramımızın genişlemesi ve derinleşmesi için önemli sayabileceğimiz iki tanıma daha
değinmekte yarar vardır. Bunlardan biri ünlü bilgin Einstein'ın tanımı:'Bilim her
türlü düzenden yoksun duyu verileri (algılar) ile mantıksal olarak düzenli
düşünce arasında uygunluk sağlama çanasıdır.' [4]

Russel'in tanımı: Bilim gözlem ve
gözleme dayalı uslama (akıl yürütme yoluyla önce dünyaya ilişkin olguları
sonra da bu olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır. [5]

Kısa
bir karşılaştırma hem yetkili kalemlerden çıkan bu iki tanımı iyi
anlamamıza hem de aralarındaki temel farkı görmemize yardım edecektir.

Her iki
tanımda da olgulardan ve mantıksal düşünme ya da uslamadan söz
etmektedir. Ancak Einstein'ın tanımında bilime duyu verileri olarak konu teşkil
eden olgular düzensizdir. Algı dünyamız bir kaostan başka bir şey
değildir. Düzen olgu dünyasının değil fakat mantığın insan aklının bir
niteliğidir. Bilim aklın düzenleyicisi niteliğini yani mantığı kullanarak olgu dünyasını
anlaşılır kılmaya çalışır. Russell'in tanımında ise akla olguları düzenleme görevi
değil gözlem yolu ile saptanan olgular arasındaki ilişkileri bulma görevi
düşmektedir. Einstein'ın tam tersine Russell doğayı düzenli saymaktadır. Bilim bu
düzeni bulma ve dile getirme çabasıdır.

Bu karşılaştırmadan da anlaşılacağı üzere
Einstein bilime daha çok akılcı bir açıdan Russell ise daha
çok empirik açıdan bakmaktadır. İlerde de göreceğimiz gibi bilim ne
salt aklın ne de katıksız gözlem ve deneyin bir sonucudur.
Kant'ın göstermeye çalıştığı üzere bilgilerimizin içeriğini duyu verilerimiz biçimlerini aklın
verileri (kavramlar) oluşturur. Bilim aklın ve algı verilerinin uygun biçimlerde
birleşmesinden oluşur.

Tanımlar üzerindeki tartışmayı daha fazla uzatmamak için şöyle bir
tanıma gidebiliriz: Bilim denetimli gözlem ve gözlem sonuçlarına dayalı mantıksal
düşünme yolundan giderek olguları açıklama gücü taşıyan hipoaaaler (açıklayıcı genellemeler)
bulma ve bunları doğrulama metodudur. Bu tanımı açıklayıcı tartışmayı ilerde
vereceğiz.

Bilimi Niteleyen Özellikler

Bilim kavramını belirtmeye çalışırken bazı özelliklerini gözönünde tutmak
gerekir. Bunlar arasında başlıcaları aşağıda sıralanmıştır.

Bilim olgusaldır. Bilimin başta gelen
ve onu Mantık Matematik Din gibi diğer düşünme disiplinlerinden ayırd
eden özelliği olgusal oluşudur.Bunun kısaca anlamı şudur: Bilimsel önermelerin tümü
ya doğrudan ya da dolayısıyla gözlenebilir olguları dile getirir. Bunların
doğru ya da yanlış olması dile getirdikleri olguların veya olgusal
ilişkilerin var olup olmamasına bağlıdır. Bilimde hiç bir hipoaaa veya
teori gözlem ya da deney sonuçlarına dayanılarak kanıtlanmadıkça doğru kabul
edilemez. Bilim kendiliğinden doğru sayılan ya da tanım gereğince doğru
olan önermelerle uğraşamaz. Bunlar çok kere içi boş bilgi vermeyen
doğru ya da yanlışlığı olgulara değil kendi anlamlarına bağlı olan
önermelerdir. Örneğin: 'Yeşil nesneler renklidir'; 'Dört ayaklı hayvanlar hayvandır' 2
artı 2=4 gibi önermeler bu tür önermelerdendir.

Yeşil bir şeyin renkli
olup olmadığını saptamak için gözleme baş vurmaya gerek yoktur. 'Yeşil'
ve 'renk' sözlerinin anlamlarını bilmemiz yeter. Bu tür önermelere analitik
önermeler diyoruz. Matematik ve Mantık önermeleri de bu guruba gider.
Öte yandan 'Dünya yuvarlaktır' 'Sabir basınç altında gazlar ısıtılınca genleşir'
'Ankara Türkiye'nin Başkentidir' gibi önermeler 'sentetik' dir.

Dünyanın yuvarlak olup olmadığını
'dünya' ile 'yuvarlak' sözlerinin anlamlarına bakarak saptayamayız; bunun için gözleme
başvurmak zorunludur. Bilimsel önermeler bu guruba girer.

Bilim mantıksaldır. Bu özellik
iki yönden kendini göstermektedir: a.Bilim ulaştığı sonuçların her türlü çelişkiden
uzak kendi içinde tutarlı olmasını ister. Birbiriyle çelişen iki önermeyi
doğru kabul etmez. b.Bilim bir hipoaaa ya da teoriyi doğrulama
işleminde mantıksal düşünme ve çıkarsama kurallarından yararlanır. Hipoaaalerin veya teorik
önermelerin bir özelliği doğrudan test edilmemeleridir. Bir teoriyi doğrulamak için
gözlem olgularına baş vurmak gerekir. Ancak bunu yapabilmek için önce
teoriden birtakım gözlenebilir sonuçlar (bunlara ön deyiler de diyebiliriz) çıkarmaya
ihtiyaç vardır. Bu çıkarsama işlemi ise dedüktif mantığın kurallarına dayanmaksızın
başarılamaz.

Bilim objektiftir. Birçok kimseler bilimsel objektifliği mutlak bir anlamda yorumlarlar.
Bu doğru değildir. Kuşkusuz bilgin doğruyu arama çabasında kişisel eğilim
istek ve önyargıların etkisinde kalmamaya olguları olduğu gibi saptamaya çalışacaktır.
Ancak unutmamalıdır ki bilim sanat edebiyat felsefe gibi bir insan
uğraşısıdır. Bir hipoaaain kurulmasında veya seçiminde bilim adamı ister istemez
bazı değer yargılarına hatta bir ölçüde kişisel duygu ya da
beğenilere yer vermekten kaçınamaz. Bilim'de özellikle bula belli kurallara indirgenebilen
bir süreç değildir. Yeni bir Hipoaaa veya teorinin ortaya konması
aklımıza olduğu kadar hatta belki daha fazla sezgi ve muhayyelize
dayanan yaratıcı bir oluşumdur. Kaldı ki en basit gözlemlerimizde bile
tam ve katıksız bir objektiflik sağlanamaz. İnsanoğlu bir fotoğraf makinesi
değildir; bütün algılarımız bazı varsayım ve kavramlar çerçevesinde oluşmaktadır. Günlük
yaşamda olduğu gibi bilim'de de çevremizde olup biten her şeyi
değil ancak bazı şeyleri algılar veya gözleriz. Yaşama veya araştırma
amacımıza göre bir seçmeye gitmek ancak konumuza ilişkin olgularla ilgilenmek
bizim için hem doğal hem de bir zorunluluktur. Böyle olunca
bilimde objektiflik mutlak değil sınırlı ve özel anlamda yorumlanmak gerektir.
Bu da bilimsel olma iddiası taşıyan her sonuç veya 'doğrunun'
güvenilir olması bir iki kişi veya grubun tekelinde değil kamunun
(meslek çevresinin) soruşturmasına açık ve elverişli olacak biçimde dile getirilmesi
demektir.

Bilim eleştiricidir. Bilim ne denli akla uygun görünürse görünsün her
sav ya da teori karşısında hatta bu sav veya teori
yerleşmiş herkesçe kabul edilmiş olsa bile eleştirici tutumu elden bırakmaz.
Bilim bu tutumunu yalnız bilim dışı görüşlere karşı değil kendi
içinde de sürdürür. Bilimde her teori veya görüş olgular tarafından
desdeklendiği sürece 'doğru' kabul edilir. Yeni bazı olguları açıklama gücünü
gösteremeyen ya da bazı gözlem verilerinin doğrulmadığı bir teori daha
önceki statüsüne bakılmaksızın eleştiriye tabi tutulur; ya bilinen tüm olguları
kapsayacak biçimde değiştirilir. Ya da buna olanak yoksa bir yana
itilir; yerine daha güçlü bir teori konmaya çalışılır.

Örneğin:Newton'un yerçekimi hipoaaai
200 yıl boyunca bir doğa yasası olarak kabul edildiği halde
geçen yüzyılın sonlarına doğru bazı olguları açıklamada yetersizliği görülünce eleştiriye
uğramış daha sonra daha güçlü olan Einstein teorisine yerini bırakmak
zorunda kalmıştır. Bu da gösterir ki bilimde hiç bir 'doğru'
değişmez değildir

Bilimin bu kendi kendini eleştirme özelliği ona kendi kendini
düzeltme yeteneği vermiştir. Bilimde hiç bir hata veya yanlışa sapma
sürekli olamaz. Gözlem verilerinin durmadan artması doğrulama sürecinde süreklilik kazandırmakta
bu da hataların ayıklanmasına bilgilerimizin giderek daha güvenilir olmasına yol
açmaktadır. Kendi kendini eleştirici ve düzeltici bir süreçte dogmalara değişmez
'doğru'lara elbette yer yoktur.

Bilim genelleyicidir. Bilim tek tek olgularla değil
olgu türleri ile uğraşır. Bu nedenledir ki sınıflama bilimsel araştırmada
ilk adımı oluşturur. 'Belli koşullar altında su 100 derecede kaynar!
'Bakır iletkendir' 'Bir gazın hacmi sıcaklık sabit tutulduğunda basınçla ters
orantılı değişir' gibi önermeler tek tek olguları dile getirir. Bilimsel
önermeler genelleme niteliğinde olup ya bir sınıf olgunun paylaştığı bir
özelliği ya da olgular arasında değişmez bazı ilişkileri dile getirir.
Bilim açısından tek bir olgunun kendi başına bir önemi yoktur;
o ancak inceleme konusu bir olgu sınıfına üye ise dolayısıyla
bir genellemeyi doğrulama (veya yalanlama) işleminde kanıt görevini görüyorsa önemlidir.

Bilim
başka bir bakımdan da geneli arayıcıdır. Yetkili bilim çevresinin denetim
ve eleştirisine açık olmayan kişiye özgü kalan bulgu veya 'doğrular'
bilimsel nitelikten yoksundur. Bilimin bu kamuya açıklık niteliği onun belli
bir dil ya da ifade vasıtası ile anlatılır olmasına bağlıdır.
Kamuya açıklanamayan kişisel kalan bulgular ne denli önemli olursa olsun
bilimsel türden bilgi sayılamaz. Bilim benzer koşullar altında belli bir
yöntemle daima aynı sonuçların elde edilmesi gereğine bağlıdır. Bu gereği
karşılanamayan elde edilen bulgulara ne yoldan ulaşılacağı dile getirilemeyen kişisel
başarılar bizim için şaşırtıcı ya da çok göz kamaştırıcı olabilir
fakat bilimsel olamaz.

Bilim seçicidir. Evrende olup biten olgular çeşit ve
sayı yönünden sonsuzdur. Bilimin bunların tümü ile ilgilenmesi hem gereksiz
hem de olanaksızdır. Bir olgunun bilime veri niteliği kazanabilmesi için
ya inceleme konusu bir propleme ilişkin olması ya da bir
hipoaaa veya teorinin test edilmesinde kanıt değeri taşıması gerekir. Bu
bakımdan bilimsel araştırmaya konu olan olgular tüm olguların ancak küçük
bir parçasını kapsamaktadır. Bilimsel nitelik taşıyan bütün gözlem ve deneyler
ancak belli bir hipoaaain ışığında belli olgulara yöneldiğinde etkinlik kazanır.
Gelişi güzel yürütülen olgular arasında seçici olmayan bir gözlem ya
da deneyin güvenilir sonuç vermesi şöyle dursun bir enerji ve
zaman kaybından başka bir şey olduğu söylenemez. Bilgin olgu istifi
yapan bir koleksiyoncu değildir o ancak araştırma amacına uyan cevabını
aradığı sorulara ilişkin olguları saptamaya çalışır.

Bilim de bütün diğer girişim
ve çabalarımız gibi açık veya üstü örtük birtakım temel inançlara
dayanır. Varsayım denen bu inançlarımız düşünme ve hareketlerimizin temelde yatan
gerekçelerini oluşturur. Örneğin sabahleyin rastladığımız bir kimseye 'günaydın' dememiz gibi
son derece basit bir davranışın bile dayandığı bir varsayım vardır.
Hitap ettiğimiz kişinin Türkçe bildiğini farzetmiş olmalıyız ki ona başka
bir dilde değil Türkçe'de seslenmiş olalım. Bunun gibi çok daha
karmaşık bir etkinlik olan bilimsel araştırma da çok kez ifade
edilmeyen hatta belki bilinç altında bulunan bazı temel inanç ve
varsayımlara dayanmaktadır.

Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1.Kendi dışımızda bir olgular dünyasının varlığı

2.Bu dünyanın
bizim için anlaşılabilir olduğu

3.Bu dünyayı bilme ve anlamanın değerli bir
uğraşı oluşturduğu.

1.varsayım çevremizde olup bitenlerin hayal ürünü değil gerçek olduğu;
bu gerçek dünyanın algılarımızdan bağımsız bilgilerimize göre biçimlenmeyen nesnel bir
varlığı olduğu görüşünü içermektedir. 2. varsayım bilgi edinmenin olanak dışı
olmadığı 3.varsayım ise bilginin değerli şey olduğunu söylemektedir. Gerçekten temelde
incelemeye konu bir dünyanın varlığını bu dünyanın bizim için anlaşılır
olduğunu gene bu dünyayı anlamanın değerli bir uğraşı olduğunu kabul
etmemişsek bilim bir anlama çabası olarak gerekçesini yitirir anlamsız bir
hareket olarak kalır.

Bu temel varsayımlar yanında özellikle Doğa Bilimleri için
geçerliği söz götürmez birkaç varsayımı daha belirtebiliriz.

Bilimsel incelemeye konu olan
gerçek dünya gelişigüzel değil olguların düzenli ilişkiler içinde yer aldığı
tutarlı kapristen uzak bir dünyadır. Örneğin suyun hangi koşullar altında
donduğu hangi koşullar altında kaynadığı görülse idi böyle bir bekleyiş
için olanak kalmazdı. Olguların gelişigüzel yer aldığı kaprisli bir dünyada
olup bitenlerin gerisindeki temel ilişkileri arayan bunları dile getirip açıklamaya
çalışan bilim için de olanak yok demektir.

Her olgu bizim için
saptanabilir olsun olmasın kendinden önce yer alan başka olgulara bağlı
olarak ortaya çıkar. Bunun kısaca anlamı şudur: Nedensiz olgu yoktur
ve bu neden doğanın kendi içindedir. Bu varsayımdan hareket eden
bilim herhangi bir olgunun açıklanmasını o olgunun ortaya çıkış koşullarına
başvurarak yapar. Örneğin suyun kaynaması için 76 cm barometrik basınç
altında sıcaklığın 100 dereceye çıkmış olması gerekir. Burda suyun kaynaması
bir sonuç belli ölçülerdeki basınç ve ısı ise birer ön
koşuldur. Sonuçla ön koşullar arasındaki ilişkiyi matematiksel olarak şöyle gösterebiliriz:

Y=f(X1
X2..Xn)

Formulde 'Y' sonucu (X1X2..Xn) ler de ön koşulları göstermektedir. 'f'
ise ilişkinin fonksiyonel olduğunu ve bu fonksiyonda 'Y' nin bağımlı
'X' nin ise bağımsız değişken olduğunu belirtmektedir.

Bilim gözlem konusu bütün
olguların zaman ve uzay içinde yer aldığını kabul eder.Bu isezaman
ve uzayın 'realite' denilen gerçek dünyanın temel boyutları olduğu inancına
dayanır. Olguların zaman ve uzayla sınırlandırılması bilimi ilkece gözlem konusu
olamayacak birtakım doğadışı 'nesne'lere yönelmekten alıkoyduğu gibi bu tür nesneleri
inceleme konusu yapan çalışmaların bilimsel olamayacağı yargısını da temellendirmektedir. Örneğin
din mitoloji ve aaaafizik incelemeler gibi.

Bilim 'var olan her şeyin
bir miktarla var olduğu' ilkesine bağlıdır. Bu nedenledir ki bilginler
elde ettikleri bulguları nicelik türünden dile getirmeğe büyük önem verirler.
Deney sonuçlarının basit gözlemle değil ölçme yolu ile saptanması ve
bunların sayısal terimlerle ifadesi bilimde giderek önem kazanan bir gelişmedir.
İlk bakışta hiç de ölçülebilir gibi görünmeyen birtakım özelliklerin (Örneğin
sıcaklık sertlik yoğunluk öğrenme yeteneği yaratıcılık vb.) zamanla ölçülebilir bir
biçimde tanımlandıklarını ve bu tanımlara uygun geliştirilen ölçme araçları kullanılarak
ölçüldüklerini görmekteyiz. Bir bilimde ölçme tekniğinde erişilen yetkinlik o bilimin
ilerleme derecesini saptamada önemli bir ölçüt olarak kabul edilmektedir. Bir
tür ölçmeden yararlanmayan bir çalışmaya bilim demek artık çok güç
görünmektedir.

Bilimin dayalı olduğu varsayımlara ilişkin Einstein'ın şu sözleri önemle üzerinde
durulmaya değer: 'Teorik kavramlarımızla gerçek dünyayı anlamanın olanaklı olduğu inancı
olmaksızın dünyamızın iç uyumuna inanmaksızın bilim denen şeyin ortaya çıkması
beklenemezdi. Bu inanç her türlü bilimsel buluşun temel itici gücüdür
ve daima öyle kalacaktır.[6]

Bilime egemen temel varsayımların (Kepler'in düşüncesinde görüldüğü
gibi) aaaafiziksel nitelikte olduğuna değinen tanınmış çağdaş Fizik bilginlerinden biri
de şöyle demektedir: 'Modern teorik Fizikçi de bilmeyarek en az
bir aaaafiziksel ilkenin güdümündedir. Doğanın yeni kanunlarını bulma çabasında O
bu kanunların matematiksel olarak basit ve açık bir biçimde dile
getirilebileceği inancını taşır. Böyle bir inancın güdümünde olmaksızın Fizik'in bir
tek genel kanunu bulma olacağı düşünülemez bile.'[7]

Yukarda kısaca değindiğimiz temel
varsayımların aaaafiziksel nitelikte olup olmadığı sorusu ayrı bir inceleme konusudur.
Ancak şu kadarını belirtelim ki bilimin son 300 yıllık süre
içindeki başdöndürücü gelişmesi dayandığı varsaymların geniş ölçüde geçerli olduklarını kanıtlayıcı
niteliktedir.

Bibliyografya:

-*Yıldırım CemalBilim Felsefesi[8]



fatihxxderyy


BENZER KONULAR ( Bilimi, Niteleyen, özellikler, Nelerdir )
Konu
afrika kıtasının coğrafi özellikleri
afrika kıtasının coğrafi özellikleri, afrika kıtası spor dalları, afrikanın özellikleri, kitaların genel özellikleri, kongo nehrinin özellikleri, afrika kıtası alanı, kongo havzası, kongo nehri özellikleri, afrikanın coğrafi özellikleri, afrika kıtasında spor,
ilkbahar ın özellikleri
ilkbahar ın özellikleri,
canlıların ortak ses özellikleri
canlıların ortak ses özellikleri, canlıların ortak ses özellikleri, canlıların temel özellikleri, canlıların temel bıleselerınden organık olanların ısımlerı, canlılık özellikleri,
biyoloji bilimi ve eğreltiler
biyoloji bilimi ve eğreltiler, aldezyon ve kohezyon,
UA741CN8-MBR özellikleri
UA741CN8-MBR özellikleri, ha12019, entegre özellikleri, LM324N özelliği nedir,
ayçiçeği ürünün yetiştiği bölgenin coğrafi özellikleriyle bir ilişkisi varmıdır
ayçiçeği ürünün yetiştiği bölgenin coğrafi özellikleriyle bir ilişkisi varmıdır, türkiyenin bölgelerinin yüzölçümlerine göre sıralanışı, 7 bölgelerimizin sosyal ve beşeri özellikleri, alanya manavgat antalya doğal ve beşeri unsurlar, bölgelerimize ait plato ,dağ ve ovalar, karadenizin bitki örtüsü nedir?akdeniz: maki karasal:step nedir?, karadenizin bitki örtüsü nedir?akdeniz: maki karasal:step nedir?, Biga ve Gelibolu platoları başlar ve, marmara bölgesinin illeri iklimi dağları ovaları ırmakl
tartma uzunluk sıvı ölçme birimlerini kullanan meslek grupları nelerdir?
tartma uzunluk sıvı ölçme birimlerini kullanan meslek grupları nelerdir?, hesap makinesinin bulunuşu, terazinin bulunuşu, eski mısırlıların basit icatları, elektrikli aletlerin bulunuşu, fotoğraf makinesinin bulunuşu, elektrikli motorun bulunuşu, İcatlar ve tarihçesi, pos makinasının bulunuşu, elektronik aletlerin bulunuşu,
sarayların iç özellikleri
sarayların iç özellikleri, eklektik mimarinin önde gelen mimarları, çırağan sarayı iç ve dış mimarisi, çırağan sarayı iç mimarisi, çırağan sarayı mimarının ismi, çıragan sarayı mımarısı, cephe süsleme, çırağan sarayı harem dairesi, beylerbeyliği çırağan ve dolmabahçe sarayı nedir, çırağan sarayı iç mekan,
nihat özdeyişin özellikleri
nihat özdeyişin özellikleri, arif nihat asya +"heykeltıraş",
SAİR EVLENMESİ YAPI DİL TEMA ÖZELLİKLERİ
SAİR EVLENMESİ YAPI DİL TEMA ÖZELLİKLERİ, şinasinin kişilikleri özellikleri, şinasinin özellikleri kişilikleri, şair evlenmesinin tema, tesviri efkar önemi, şair evlenmesinin dil özellikleri, Şair evlenmesinin konusu ve teması, şinasi şair evlenmesindeki orta oyunu tipleri, sair evlenmesinin teması nedir, şair evlenmesinin teması,

NUKROX.COM ( Bilimi, Niteleyen, özellikler, Nelerdir )
Konu
iletişim araçları nelerdir
hz muhammedin insani özellikleri
karenin özellikleri
küpün özellikleri

NUKROX.COM 2 ( Bilimi, Niteleyen, özellikler, Nelerdir )
Konu
geleneksel sanatlar nelerdir
üretim biçimleri nelerdir?
polislik mesleğinin gerektirdiği fiziksel özellikler
tansyon düşürücüler nelerdir
Önceki Konu : epikür sezgi
Sonraki Konu : eğitimin hukuki temelleri
byfatihdernegix

fatihdernegi