Bİlİm Nedİr?
BİLİM NEDİR?
Bilim Tarihi Bilim Felsefesi
Bilim Tarihi | (...) Mevsİmler Ve Özellİklerİ
MEVSİMLER VE ÖZELLİKLERİ
Mevsimler güneşin gün |
Nedir?
Bilimsel Gelişmenin Niteliği
Bilimin Anlamı Bilimi Niteleyen Özellikler
Bilim
Tarihi Nedir?
Kısaca | dönümü ve gece gündüz eşitliği noktaları arasından geçişleri arasındaki sürelerdir. |
| Bilim'in doğuş ve gelişme hikayesidir. Amacı bir bakıma
objektif bilgi'nin | Mev-simlerin oluşmasının temel sebebi eksen eğikliği ve Dünya’nın Güneş çevresindeki |
ortaya çıkma yayılma ve kullanılma koşullarını incelemek bir
bakıma da | hareketidir. Her iki yarım kürede de mevsimler birbirinin tersi olarak |
nitelikleri belli bir metodun bir düşünme türünün hatta
geniş anlamda | yaşanır. KYK yazı yaşarken GYK kışı yaşamaktadır. Aynı şekilde birinde |
bir bakış açısının oluşumunu saptamaktır. Bilim Tarihi amacına
çeşitli Bilim | sonbaharı yaşanırken diğeri de ilkbahar yaşanır.
Dünya’nın eksen eğikliği ve |
kollarında ulaşılan sonuçları sıralayarak değil fakat daha çok
bu sonuçları | yıllık hareketine bağlı olarak dört önemli gün ortaya çıkar. Bu |
| bağlı oldukları koşullar çerçevesinde açıklayarak ulaşmaya çalışır. Görevi
olguların ve | günler mevsim başlangıcı olduğu için Gündönümü adı da verilir. 21 |
buluşlarınn bir katalogunu çıkarmaktan çok bilimsel kavram teori
ve anlayışın | Mart ve 23 Eylül Ekinoks tarihleri 21 Aralık ve 21 |
doğuş ve gelişimini izlemek ve açıklığa kavuş-turmaktır. Düşüncenin
serbestliğe kavuşması | Haziran Solstis tarihleridir.
Eğer eksen eğikliği olmasaydı Dünya güneş etrafında |
akılla batıl inançların çarpışması insanoğlunun 'doğru'yu araması ve
giderek ona | do-lanırken güneş ışınlarının yere düşme açısı değişmeyecek sıcaklık değişimleri gerçekleşmeyecek |
yaklaşması hata ve akıl dışı saplantılarla savaşması.. İşte
Bilim Tarihi'nden | böylece mevsimler de oluşmayacaktı.
Gündönüm (solstis) tarihleri gündüz sürelerinin uzamaya veya |
öğrenebileceğimiz şeylerden başlıcaları.
Modern Bilim'in gözlerimiz önünde yükselen yüce
yapısı hiç | kısalmaya döndüğü tarihlerdir. Ekinoks tarihleri ise güneş ışınlarının ekvatora dik |
| şüphesiz insan kafasının uygarlığa kattığı en önemli bir
üründür. Fakat | düştüğü ve bütün dünyada gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu |
bu ürünün doğuş gelişme ve başarı koşulları üzerinde
kültür ortamımızın | tarihlerdir.
21 MART (İLKBAHAR EKİNOKSU)
Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu nedeniyle eksen eğikliğinin |
| yeterince aydınlatıldığı söylenemez. Bilim Tarihi ancak son 40-50
yıllık dönemde | etkisi ortadan kalkar ve güneş ışınları ekvatora dik gelir.
1. Güneş |
akademik bir disiplin niteliği kazanmıştır. Bugün bile yalnız
bizde değil | ışınları ekvatora dik düşer.
2. Bütün dünyada gece ve gündüz |
| bir çok Batı Üniversiteleri'nde de okutulma olanağı bulduğu
söylenemez. Tarihçiler | eşitliği yaşanır.
3. Güneş her iki kutuptan da görünür. KKN’nda güneş |
uygarlığımızın daha çok siyasal ekonomik ve savaş ile
ilgili cepheleri | doğmaya; GKN’nda güneş batmaya başlar.
4. Kuzey Yarım Küre’de ilkbahar Güney |
üzerinde durmakta bize evreni tanıtan Doğa kuvvetleri üzerinde
egemen olma | Yarım Küre’de sonbahar başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi kutup noktalarından teğet geçer.
6. |
olanağını sağlayan tüm düşünme ve yaşama koşullarımızı biçimleyen
Bilim'in gelişmesiyle | Kuzey Yarım Küre’de gündüzler gecelerden; Güney Yarım Küre’de geceler gündüzlerden |
yeterince ilgilenmemektedirler. Ne var ki Bilim'in dünyamızı hızla
değiştirme gücü | daha uzun olur.
7. Bir meridyen üzerindeki bütün noktalarda güneş aynı |
| karşısında bu kayıtsızlığın daha fazla süreceği beklenemez. Nitekim
dünyanın başlıca | anda doğup aynı anda batar.
8. Gölge boyu ekvatorda 0 Ekvatorla |
| büyük Üniversitelerinde son yıllarda göze çarpan gelişmeler bu
yargımızı doğrulayıcı | 45° enlemi arasında cismin boyu gölgenin boyundan büyük 45° enlemlerinde |
yöndedir.
Bilim Tarihi yeni bir disiplin olmakla birlikte kapsamı
çok geniştir. | cismin boyu gölge boyuna eşit 45°-90° enlemleri arasında ise gölge |
Bilim çoğu kez sanıldığı gibi ilk defa ne
Rönesans'tan sonra | boyu cismin boyundan uzundur.
21 HAZİRAN (YAZ SOLSTİSİ)
Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu |
ne de Batı dünyasında ortaya çıkmıştır. Bilim insanlığın
ortak kafa | ve eksen eğikliği nedeniyle KYK güneşe dönüktür ve güneş ışınları |
ürünüdür; kökleri ilkel toplumların yaşamına kadar uzanır. Bilim'i
anlamak Bilim | Yengeç Dönencesine dik gelir.
1. Güneş ışınları Yengeç Dönencesine dik düşer. |
| öncesi veya bilim dışı düşünme biçimleriyle ilişkilerini bilmemizi
gerektirir. Bu |
2. Ekvatordan güneye gidildikçe geceler uzar gündüzler kısalır.
3. Ekvatordan kuzeye |
nedenle Bilim Tarihi Mitoloji Din Sanat ve aaaafizik
gibi konulara | gidildikçe gündüzler uzar geceler kısalır.
4. Kuzey Yarım Küre’de yaz Güney |
da bilimle ilişkileri bakımından yer vermek zorundadır.
Geniş bir
perspektif içinde | Yarım Küre’de kış başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi kutup dairelerine teğet geçer.
6. |
bakıldığında Bilim'in uzun ve çetin gelişiminde şu 4
aşamayı görebiliriz:
1.Mısır | Kuzey Kutup Dairesi’nin tamamı güneşi görürken Güney Kutup Dairesi’nin tamamı |
ve Mezopotamya uygarlıklarına rastlayan Ampirik bilgi toplama aşaması;
2.Antik
Grekler'in evreni | karanlıkta kalır.
7. Güneş KYK’nde ufuk düzlemi üzerindeki en yüksek GYK’nde |
açıklamaya yönelik akılcı sistemlerinin kurulduğu aşama;
3.Ortaçağ'ın Grek Felsefesi
ile dilsel | en alçak konumuna gelir.
8. Gölge boyu KYK’nde en kısa GYK’nde |
| dogmaları bağdaştırma çabası karşısında Müslüman dünyadaki bilimsel çalışmaların
parlak başarılarını | en uzun durumdadır.
9. KYK’de en uzun gündüz en kısa |
kapsayan aşama;
4.Rönesans sonrası gelişmelerin yer aldığı Modern Bilim
aşaması.
Görüldüğü gibi | gece; GYK’de en kısa gündüz en uzun gece yaşanır.
10. Bu |
ilk aşama tümüyle 3. aşama ise bir bölümüyle
Doğu'da 2.ve4. | tarihten sonra KYK’de gündüzler kısalmaya geceler uzamaya; GYK’de gündüzler uzamaya |
aşamalar ise daha çok Batı'da yer alan gelişmeleri
kapsamaktadır.
Doğu ile | geceler kısalmaya başlar.
11. Bu tarihten sonra KYK’de güneş ışınlarının geliş |
| Batı arasında adeta zikzak çizen bilimsel gelişmeyi kalın
çizgileriyle şöyle | açıları küçülmeye; GYK’de büyümeye başlar.
23 EYLÜL (SONBAHAR EKİNOKSU)
Dünya’nın yörünge üzerindeki |
özetleyebiliriz: Doğu uygarlıklarının ürünü olan Bilim Batı'ya geçer;
önce İonya'da | konumu nedeniyle eksen eğikliğinin etkisi ortadan kalkar ve güneş ışınları |
| daha sonra Atina ve Güney İtalya'da büyük bir
aıtlım yapar; | ekvatora dik gelir.
1. Güneş ışınları ekvatora dik düşer.
2. Bütün |
| tam gelişme hızını yitirmeye yüz tuttuğu bir sırada
yeniden Doğu'ya | dünyada gece ve gündüz eşitliği yaşanır.
3. Güneş her iki kutuptan |
| döner ve Nil ağzında kurulan İskenderiye'de yeni bir
parlak döneme | da görünür. KKN’nda güneş batmaya; GKN’nda güneş doğmaya başlar.
4. Kuzey |
girer. Ancak bu dönem de uzun sürmez. Geometri
Astronomi Fizik | Yarım Küre’de sonbahar Güney Yarım Küre’de ilkbahar başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi |
| ve Coğrafya gibi Bilim dallarında sağlanan büyük ve
gerçek başarılara | kutup noktalarından teğet geçer.
6. Kuzey Yarım Küre’de geceler gündüzlerden; Güney |
karşın Roma yönetiminin giderek yozlaşması ve Hristiyanlık ile
birlikte türlü | Yarım Küre’de gündüzler gecelerden daha uzun olur.
7. Bir meridyen üzerindeki |
| mistik inanç ve saplantıların yayılması karşısında araştırma ve
öğrenme ruhu | bütün noktalarda güneş aynı anda doğup aynı anda batar.
8. Gölge |
Batı'da canlılığını yitirmekten hatta ortadan silinip gitmekten kurtulamaz.
Ortaçağ karanlığının | boyu ekvatorda 0 Ekvatorla 45° enlemi arasında cismin boyu gölgenin |
| ortama egemen olmasında Hristiyanlığın rasyonel düşünce ile çelişkisi
önemli bir | boyundan büyük 45° enlemlerinde cismin boyu gölge boyuna eşit 45°-90° |
| etkendir. İskenderiye Küyüphanesi'nin ilk kez Hristiyanlarca yakılması bu
çelişkinin en | enlemleri arasında ise gölge boyu cismin boyundan uzundur.
21 ARALIK (KIŞ |
açık bir belirtisi sayılabilir.
Grek Bilim ve Felsefesi'ni temsil
eden Nesturiler'in | SOLSTİSİ)
Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu ve eksen eğikliği nedeniyle GYK güneşe |
| Hristiyan baskısından kurtulmak için giderek Doğu'ya çekilmeleri; bu
arada Yeni-Platoncu | dönüktür ve güneş ışınları Oğlak Dönencesine dik gelir.
1. Güneş ışınları |
| Okul'un son büyük temsilcisi sayılan Hypatia'nın İskenderiye'de bir
Hristiyan papazı | Oğlak Dönencesine dik düşer.
2. Ekvatordan kuzeye gidildikçe geceler uzar |
tarafından öldürülmesi bu dönemi niteleyen olaylardır.
Bilim'in yeniden canlanma
hareketi İslam'ın | gündüzler kısalır.
3. Ekvatordan güneye gidildikçe gündüzler uzar geceler kısalır.
4. Kuzey |
ortaya çıkmasıyla yine Doğu Dünyasında kendini gösterdi. Avrupa'nın
1100 lü | Yarım Küre’de kış Güney Yarım Küre’de yaz başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi |
| yıllarda başlayan ve Rönesans'dan günümüze kadar giderek hızlanan
parlak bilimsel | kutup dairelerine teğet geçer.
6. Güney Kutup Dairesi’nin tamamı güneşi görürken |
başarılarını azımsanmayacak ölçüde Müslümanlar'ın çalışmalarına borçludur.
Dün olduğu gibi
bugün de | Kuzey Kutup Dairesi’nin tamamı karanlıkta kalır.
7. Güneş GYK’nde ufuk düzlemi |
Bilim hiçbir ırkın kültürün veya bölgenin tekelinde değildir.
Bilimin
Kökeni:
Kökleri çok | üzerindeki en yüksek KYK’nde en alçak konumuna gelir.
8. Gölge boyu |
gerilere uzanmakla birlikte bugün 'Bilim' diye nitelediğimiz bilgi
ve düşünme | GYK’nde en kısa KYK’nde en uzun durumdadır.
9. GYK’de en |
| türü uygarlığın oldukça yeni sayılan bir ürünüdür. Tarih
öncesi çağlarda | uzun gündüz en kısa gece; KYK’de en kısa gündüz en |
Felsefe Din Efsane gibi ruhsal; el sanatları gibi
pratik hayat | uzun gece yaşanır.
10. Bu tarihten sonra GYK’de gündüzler kısalmaya geceler |
ihtiyaçlarına yönelik uğraşılar dışında gözleme dayalı kavramsal düşünme
demek olan | uzamaya; KYK’de gündüzler uzamaya geceler kısalmaya başlar.
11. Bu tarihten sonra |
Bilim'den söz etmek zordur. Şu kadar ki bu
uğraşıların dayandığı | GYK’de güneş ışınlarının geliş açıları küçülmeye; KYK’de büyümeye başlar.
NOT 1: |
bilgi teknik ve kavramların sonraki çağlarda daha belirginleşen
bilimsel kavram | 21 Mart-23 Eylül tarihleri arasında Kuzey Kutup Noktası 6 ay |
ve işlemlere kaynaklık ettiği de inkar edilemez. Denilebilir
ki bilimsel | gündüz Güney Kutup Noktasında ise 6 ay gece yaşanır. 21 |
| düşünme ve bulma çabasının kökeninde bir yaşamı güvenilir
ve rahat | Eylül-Mart23 tarihleri arasında Kuzey Kutup Noktası 6 ay gece Güney |
kılma diğeri dünyayı anlama gibi iki temel ihtiyaç
yatmaktadır. Bu | Kutup Noktasında ise 6 ay gündüz yaşanır.
NOT 2: Güneş |
ihtiyaçlardan ilki insanlığın uzun tarihinde kuşaktan kuşağa bırakılan
çeşitli yaşantı | ışınları dönenceler arasındaki her noktaya yıl içerisinde iki defa dik |
ve beceri biçimlerini kapsayan bir teknik geleneği 2.si
insanoğulunun duygu | düşerken dönencelere bir defa dik düşer.
Güneş Işınlarının Geliş Açısının Hesaplanması:
1. |
| inanç ve düşüncelerini içinde toplayan bir kültürel geleneği
oluşturmuştur. 2 | Güneş ışınlarının hangi enleme dik düştüğü bilinecek.
2. Düşme açısı sorulan |
gelenek başlangıçta ve uzun süre çoğu kez ayrı
ellerde birbirine | yerin enlemi ile güneş ışınlarının dik düştüğü nokta arasındaki enlem |
yabancı kalmış yeterince karşılıklı etkileşim olanağı bulamamıştır. Antik
Grek Uygarlığı'nın | farkı bulunacak.
3. Bulunan enlem farkı 90° den çıkarılacak.
Örnek: Güney Yarım |
parlak dönemlerinde bile bir yanda uğraşları el becerilerine
basit tekniklere | Küre’de gündüzlerin kısalmaya başladığı tarihte Türkiye’nin en kuzeyine güneş ışınları |
dayanan zenaatçıların öte yanda duygu inanç ve düşünce
dünyasını oluşturan | kaç derecelik açı ile düşer.
Çözüm: Bu tarih 21 Aralıktır ve |
şair politikacı ve Filozoflar'ın yer aldığını görüyoruz. Ayrılık
Ortaçağ boyunca | güneş ışınları Oğlak Dönencesine dik düşer.
42 + 23 = 65 |
kendini sürdürmüş ancak Yeniçağ'ın başlarında ortadan kalkmaya yüz
tutmuştur. 2 | 90 – 65 = 25
21 Aralık tarihinde Türkiye’nin en |
geleneğin birleşim ve karşılıklı etkileşim koşulları gerçekleştikten sonradır
ki ancak | kuzeyi olan 42° kuzey enlemine güneş ışınları 25° lik bir |
| modern anlamda Bilim'in ortaya çıkmasına tanık olunur. Rönesans'la
başlayan bilimsel | açıyla düşerler.
Gece – Gündüz Durumu:
1. Eğer Dünya’nın günlük hareketi olmasa |
düşünme ve araştırma çabası iki geleneğin deneye olanak
veren teknik | sürekli bir yüzünde gündüz bir yüzünde gece yaşanırdı.
2. Dünya’nın yıllık |
becerilerle kavramsal düşünmeye yol açan aaaafizik türden teorik
çalışmaların etkili | hareketi ve eksen eğikliği nedeniyle gece gündüz sürekli uzayıp kısalır.
|
bir kaynaşmasına dayanmıştır.
İnsanın Doğa'ya egemen olma istek ve
çabası tarihi | Ekvatorda yıl boyunca 12 saat gece 12 saat gündüz yaşanır.
|
| kadar eskidir. Fakat Doğa'yı anlama ihtiyacı da o
kadar gerilere | Türkiye’de gece gündüz arasındaki fark 16 saate 8 saat olarak |
| gider. Modern Bilim'in doğuşu bu iki isteğin birleşmesini
beklemiştir. Bununla | yazla kış arasında değişir.
66° 33’ enleminde 24 saat gece |
birlikte ilkel insan yaşamında bile bu iki isteğin
tümüyle ayrı | ve 24 saat gündüz yaşanır.
90° enleminde ise 6 ay |
olduğunu söylemek güçtür. Çünkü ilkel insan Doğa ile
ilişkisinde basit | gece ve 6 ay gündüz yaşanır.
3. Dünya’nın eksen eğikliği olmasaydı |
teknik becerilerini kullandığı kadar büyü türünden birtakım akıl
dışı yollara | sürekli 12 sat gece 12 saat gündüz yaşanırdı..
4. 21 Aralıkta |
| başvurmaktan da geri kalmamıştır. Büyünün amacı da teknoloji
gibi Doğa'yı | Kuzey Kutup Noktası’na gidildikçe gündüzler kısalır Güney Kutup Noktası’na gidildikçe |
etkilemektir: Ölmekte olan hastaları iyileştirmek beklenen doğal felaketleri
önlemek düşmanların | gündüzler uzar. 21 Haziran tarihinde ise tam tersi yaşanır.
5. Dünya’nın |
yok olmasını sağlamak... gibi. Hatta aynı amacı dünyanın
varoluşu ve | dönüş hızının kutuplara doğru gittikçe yavaşlamasından dolayı Güneş’in doğma ve |
| düzeni ile ilgili çeşitli kültürlerde yer yer sürüp
gelen efsane | batma süreleri kutuplara doğru gittikçe uzar.
(...) Canlilarin Ortak |
türünden masal veya hikayelerde de buluruz. Güneşin ayın
ve yıldızların | Özellİklerİ
CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ
Canlı ve cansızların aynı kimyasal ve fiziksel |
| yaratılış ve varoluş nedeni insanoğlunun hayat ve ölüm
karşısında duyduğu | yasalara bağlı olduğuna inanan felsefeye Materyalizm ya da mekanik görüş |
korkuyu giderme aradığı güveni ve rahatı sağlama olarak
tasavvur edilmiştir. | buna karşılık canlıların farklı yasalar altında hareket ettiğini ve canlılığın |
Gerçi büyü de bile Doğa'nın isteğe göre değişmediği
bazı kanunlara | mistik bir güç ile meydana geldiğini benimseyen görüşe de Vitalizm |
| boyun eğmek gerektiği düşüncesi üstü örtük de olsa
vardır. Ateşin | ya da kadercilik denir. Her iki görüşün de temelinde belirli |
daima yaktığı suyun ıslattığı güneşin parlak olduğu hava
bulutlu olmadıkça | kimyasal ve fiziksel ilkelerin yattığı bir gerçektir. Canlılk ile cansızlığı |
yağmurun yağmadığı yazların sıcak kışların soğuk gittiği gerçeğinden
ilkel insan | virüslerde birbirinden ayırmak oldukça zordur (uygun koşullarda canlı özelliği uygun |
da kendini çoğu kez kurtaramayacağını bilirdi. Ne var
ki büyü | olmayan koşullarda ise kristal hale geçerek cansız özelliği gösterir). Daha |
| ve efsane doğrudan bilime yol açmamıştır. Bilimin doğuşu
için Doğayı | ileriki kademelerde canlılık özelliği belirgin hale geçerken o zaman da |
kontrola yönelik katı bir faydacılık dışında fayda amacı
gütmeyen katıksız | canlının bitki mi yoksa hayvan mı olduğu konusunda bazı sorunlar |
| bir anlama ve bilme tutkusuna da ihtiyaç vardır.
Böyle bir | ortaya çıkar. Nitekim birhücreli bazı hayvan grupları bugün hem botanikçiler |
| tecessüsün belirmesine ve etkinlik kazanmasına ilkel insanın hayatı
pek elverişli | hem de zoologlar tarafından incelenmektedir. (Örneğin; kamçılılardan öglenanın karanlıkta hayvansal |
olmamıştır.
Bilimsel Gelişmenin Niteliği:
Bilim'in gelişmesi ile ilgili görüşler çeşitlidir;
bunlardan ikisine | ışıkta bitkisel davranması evrimsel gelişimde her iki grubun bu kademede |
değinmekte konuya yaklaşım açımızı belirlemesi bakımından yarar görmekteyiz.
Bu görüşlerden | ortak bir organizasyona ve ataya sahip olduğu fikrini güçlendirmektedir.) Bu |
birine göre Bilim yavaş fakat sürekli ilerleyen bir
bilgi üretme | aşamadaki ortaklık daha sonraki kademelerde “bu bir canlıdır” yargısını açıkça |
coğaltma sürecidir. 2.görüşe göre ise Bilim'de gelişme teorik
düzeyde yer | verdirecek ortak özellikleri beraberinde vermiş; uyuma göre bu özellikler sonradan |
alan köklü düşünme değişikliklerinin bir sonucudur. 2 görüş
ilk bakışta | geliştirilmiştir.
A. ÖZEL BİR KİMYASAL DİZİLİME SAHİP OLMALARI
Cansızlar kimyasal bağların izin |
sanıldığı gibi bağdaşmaz nitelikte değildir. Her ikisinde de
gerçek payı | verdiği ölçüler içerisinde bir bileşime sahiptirler. Canlılar ise bu kimyasal |
| vardır. Bilim'in gelişimi karmaşık bir olaydır. Bir cephesinde
devrim niteliğini | bağların dizilimini özel bir şekilde saptarlar. Tüm canlılar genleri oluşturan |
taşıdığını görmekteyiz. Gerçekten Bilim'in gelişimi olgusal bilgilerimiz yönünden
sürekli bir | çekirdek asitlerini –genellikle DNA (bazı virüslerde RNA)- içerirler. Gensiz bir |
birikim saptanmış olguları yorumlama ve açıklama yönünden ise
ancak zaman | canlılık düşünemeyiz. Çünkü genler değişik yaşam formlarının senaaa ve replikasyonundan |
| zaman patlak veren düşüncede devrim biçiminde görünmektedir. Bilim
Tarihi 2 | (eşlenmesinden) sorumludur. Tüm genler aynı birimlerden; fakat değişik dizilimlerden oluşmuştur. |
| görüşü de kanıtlama olanağı veren örneklerle doludur. Geçmişte
gözlem ve | Dolayısıyla tüm canlıların yapısına giren protein bu genlerin yapısal değişikliğine |
deney yoluyla saptanmış pek çok olgusal gerçekler (örneğin
gezegenlerin hareketleri | uygun olarak her hücrede farklı amino asit dizilimine sahip olurlar. |
gazların özellikleri sarkaç salınımı gel-git olaı cisimlerin serbest
düşmesi vb. | İlave olarak karbonhidrat yağ ve su içerirler. Tüm bu maddelerin |
| bu tür olgular arasında sayılabilir) giderek artan bilgilerimizin
bir bölümü | özel karışımı protoplazmayı meydana getirir.
B. HÜCRESEL DİZİLİM
Canlıların büyük bir kısmı |
olarak geçerliliklerini sürdürmektedir. Bunları bir yana itme geçersiz
sayma yoluna | (kural olarak çokhücreliler) hücre olarak bilinen birimlerden yapılmıştır. Her hücre |
gidemeyiz; geçmişte bulunmamış olsalardı bugün bulunacaklardı. Oysa aynı
sürekliliği olguları | çok ince zarla (plazma zarı) çevrilmiştir. Bu zar erimiş maddelerin |
| açıklama amacıyla bilginlerce ileri sürülen teori veya teorik
nitelikteki hipoaaalerde | ve suyun hücre içerisine girip çıkmasına izin verir. Her iki |
| bulamamaktayız. Bilim Tarihi'nde aşağı yukarı aynı olgu grubunu
açıklamak amacıyla | yönde de geçirim bakımından çok özelleşmiş seçici bir yeteneği vardır. |
değişen aralıklarla çoğu kez birbirleriyle bağdaşmaz teorilerin ortaya
atıldığını görüyoruz. | Hücre bir çok kimyasal değişimin yapılabilmesi için değişik enzimleri ve |
Bir örnek vermek gerekirse gök cisimlerinin (gezegen uydu
güneş ve | en önemlisi yalnız başına kendinin aynını üretebilecek yeteneğe sahiptir.
C. ORGANİZASYON
Canlıların |
| yıldızlar gibi) gözleme konu hareketlerinin açıklaması yolunda Eudoxos'dan
Newton'a kadar | vücut kısımlarının görev bölümüne ve belirli kurallar içerisinde canlılık etkinliğini |
| geçen 2000 yıllık sürede ortaya atılan değişik teorileri
gösterebiliriz. Bu | devam ettirmelerine organizasyon denir. Bütün hayvan ve bitkilerin vücudu yapısal |
gibi teoriler olgusal buluşlar gibi bir bilgi birikimi
yaratmamakta tersine | ve işlevsel olarak birim kabul edilen hücrelerden yapılmış olmasına karşın |
| her biri bir önceskini yıkma veya hiç değilse
değiştirme rolü | homojen değildir. Farklılaşmış vücut kısımları değişik görevleri üzerine almıştır. Hatta |
ile ortaya çıkmaktadır.
Her teori Doğa'ya belli bir bakış
açısını ifade | birhücreli canlılarda ergin evrede boy ve şekil sabit olmakla beraber |
| eder; fakat başka bakış açıları olanağını ortadan kaldırmaz.
Herhangi bir | hücrenin farklı kısımları farklı görevleri üzerine almıştır.
D. UYARILMA
Bütün canlıların çevrelerindeki |
| teoriden ortaya atılmasında veya benimsenmesinde olgulara uyma ve
olguları açıklama | fiziksel ve kimyasal koşulların değişmesine karşı tepkileri kalıtsaldır. Basit organizmalarda |
gücü kadar kişisel beğenilerimiz de rol oynamaktadır. Bu
nedenledir ki | uyarı genel olarak bütün vücutla algılandığı halde yüksek organizmalarda duyu |
| aynı alanda rakip teorilerin ortaya çıktığını ve uzun
süre tutunan | organlarının yeri merkezileşmiştir. Örneğin; ışık gözle koku burunla tat dille |
teorilerin bile birtakım koşulların oluşmasıyla geçerliklerini bazen beklenmedik
bir biçimde | basınç ve sıcaklık deriyle vs. Uyarının alınması ve gerekli tepkinin |
yitirdiklerini görürüz.
Aslında bilimin gelişimi ne tek başına teorik
görüş değişikliklerinden | gösterilmesi canlının evren içerisinde en uygun yerde ve koşullarda yaşamasını |
| ne de yalnızca birbirinine eklenen sürekli bir buluşlar
zincirinden ibarettir. | sağlamayı yaratmaktadır.
E. HAREKET
Beslenme korunma üreme yayılma en rahat edebileceği bölgeyi |
| 2 süreç birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Yeni olgusal buluşlar
yeni teorilere | bulma vs. gibi yaşamın temel işlevlerini yürütebilmek için ilkel organizmalarda |
yol açtığı gibi yeni teoriler de yeni gözlem
ve deneylere | ya vücudun tamamıyla protoplazmik hareket ya bir kısmıyla sil ve |
kapı açmakta dolayısıyla yeni buluşların koşullarını hazırlamaktadır. Olgusal
buluşlarla teorik | kamçı hareketi ya da yüksek organizmalarda görülen yürüme yüzme ve |
| açıklamalar arasındaki bu karşılıklı etkileşim bilimde gelişmenin gerçek
itici gücünü | uçmanın sağlanması için belirli organ oluşumları görülür. Birçok canlı tüm |
| oluşturur. Bu itici güçten kaynaklanan bilimsel gelişmenin iki
dönemli bir | yaşamı süresince belirli bir yere bağlı kalmasına karşın vücudun değişik |
süreç olduğunu söyleyebiliriz. Dönemlerden biri teorik düzeyde açılmayı
ötekisi bu | kısımlarının çevre koşullarına göre değişimi de hareket olarak kabul edilir. |
açılmanın olgusal düzeyde pekiştirilmesini simgeler. Fakat her pekiştirme
er geç | Örneğin; bitkilerde ışığa (fototropizm) yerçekimine (geotropizm) neme (higrotropizm) vs. ye |
yeni bir açılmanın gerekleri de oluşturmaktan kendini kurtaramaz.
Bilim'in
gelişim hikayesine | yönelim bir hareket kavramı içerisinde değerlendirilir.
F. ENERJİ KULLANIMI
Canlılığın en önemli |
girerken bu birikimi kamçılayan iki dönemli süreci gözden
kaçırmamaya çalışacağız.
Bibliyografya:
-*Yıldırım | öğelerinden biri büyüme üreme yenilenme vs. için enerjiye olan gereksinimleridir. |
CemalBilim Tarihi [1]
Bilimin Anlamı
Bilimi anlamanın önemi nedir buna neden
gerek vardır? | Hücre kendi başına enerji üretemez; dışarıdan kaynak sağlamak zorundadır. Hayvanlar |
| Bu soruya şu iki yönden yanıt verebiliriz. 1.Bilim'in
uygulama sonuçları | enerji bağları içeren molekülleri yıkmak (katabolik tepkimeler) suretiyle gerekli enerjiyi |
| yaşamımızı giderek artan ölçülerde her cephesinde etkilemektedir; 2.Bilimsel
düşünceyi tanıma | sağlarlar. (karbonhidrat yağ ve proteinden). Küçük molekülleri büyük moleküller halinde |
çağımız aydını için bir entellektüel zorunluluktur.
Bilim'in yaşamımızı etkileyen
uygulama sonuçları | bağlayarak (anabolik tepkimeler) yapı taşlarını ve enerji depolanmasını da yapabilirler. |
çok çeşitlidir. Her gün kullandığımız araç aygıt ve
makinelerin bir | Bu tepkimelerin tümüne birden biyoenerjitik denir. Bir moleküldeki enerjinin büyük |
listesi bile bunların yaşamımızdaki önemini göstermeye yeter. Telefon
radyo tren | bir kısmını kullanma oksijen kullanmakla olur; yani tamamıyla oksitlenmelidir (aerobik |
uçak otomobil elektronik hesap makineleri atom bombası vb..
bilimin teknolojideki | solunum=oksijenli solunum). İlkel canlıların bir kısmı (bazı mikroorganizmalar özellikle mayalar) |
| uygulamasından elde edilen bilgiler insanoğluna doğal çevresini kontrol
altına alma | ve bazı endoparazitler (bağırsak solucanları gibi) bu kaynak maddeleri oksijensiz |
olanağını sağlamış; doğa kuvvetlerini kendi yaşamını kolaylaştırma daha
rahat daha | yıktığı için enerjinin pek az bir kısmından yararlanabilir (anaerobik solunum=oksijensiz |
| güvenilir ve daha uzun yaşama yolunda kullanma yeteneği
vermiştir. 300 | solunum). Pek az bir organizma grubu da bazı inorganik maddeleri |
yıl önce Francis Bacon 'Bilgi kuvvettir' demişti. Bilginin
tükenmez bir | yıkmak suretiyle enerji elde eder; azot demir ve kükürt bakterileri |
kuvvet kaynağı olduğu insanoğlunun uzaya açılan teknik başarılarıyla
günümüzde iyice | bunlara tipik örneklerdir. Dünyada serbest oksijenin olmadığı devirlerde canlılar enerjilerini |
ortaya çıkmıştır.
Bu sonuçlar Bilim'in bizim için önemli olan
bir cephesini | bu yollarla sağlıyorlardı. Bitkiler ise (saprofit ve parazit olanların bir |
oluşturur. Bundan belki de daha önemli bir başka
cephesi bilimin | kısmı hariç) enerji kaynağı olarak güneş ışınlarını kullanır. Güneş ışınlarının |
| güçlü bir düşünme metodu olmasıdır. Bilimsel düşünme metodunun
yapı ve | kuantlarındaki enerjiyi kimyasal bağlar halinde (nişasta) tutarlar ve bu kimyasal |
özelliği kitabımızın II.kesiminde ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Burada
sadece 1-2 | bağlar tüm adrıbeslek (heterotrof) canlıların enerji kaynağını ve yapı maddelerini |
noktaya değinmekle yetineceğiz.
Bilimsel düşünme belli bir kafa disiplini
gerektirir. Bu | oluşturur. İlk evrelerde (bitkiler oluşmadan önce) enerji kaynağı olarak UV |
| disiplini kazanmış bir kimse her şeyden önce gerçeğe
dönüktür; olaylara | ışınlarının katalizlediği bazı ilkin organik moleküller kullanılmıştır. Ozon perdesi oluştuktan |
| saygılıdır. Yargılarında tutarlı ve ihtiyatlı olmasını bilir; olgulara
dayanmayan uluorta | sonra bu kaynak büyük ölçüde kurumuştur.
G. ÇEVREYE UYUM
Canlılar kural olarak |
| genellemelerden kaçınır; akla ya da ortak-duyuya ne kadar
yakın görünürse | yaşadığı ortamın koşullarına uyum yapabilecek yeteneğe sahiptir. Bu durum homeostatik |
görünsün hiç bir konuda ön yargılara dogmatik inançlara
saplanmaz. Bilimsel | tepki olarak bilinir. Değişik koşulların bulunduğu ortamda en uygun yeri |
| düşünme yeteneğini kazanmış bir kimse için düşüncenin hareket
noktası olduğu | seçmeye çalışır; şayet tam anlamıyla uygun ortam bulamazsa yapısal değişikliklerle |
gibi geçerlik ölçüsü de güvenilir gözlem verileridir. Gözlem
verilerine ters | (mutasyonların yardımıyla) bu uyum sağlanmaya çalışılır. Günlük uyumlardan binlercesini farkında |
düşen ya da onları aşan her türlü iddia
teori veya | olmadan yaparız. Örneğin gözün karanlığa ve aydınlığa uyum yapması gibi. |
genelleme duygusal çekiciliği ne olursa olsun şüphe konusu
olmak zorundadır. | Çevre koşullarının değişmesi canlı bünyesine en az etki bırakacak şekilde |
Herhangi bir çıkarım ya da savın geçerliği olgulara
uygunluk gösterdiği | iletilmeye çalışılır (özellikle sıcakkanlılarda); örneğin çölde ve kutuplarda insan kanı |
kadardır.
Bilimsel düşünme belli bir dünya görüşüne dayanır. Bu
görüş rasyoneldir; | her zaman aynı sıcaklıktadır. Canlı uyum yapabildiği oranda hayatta kalma |
| her türlü mistik ve doğaötesi görüşlerin karşısında yer
alır. Doğada | şansına sahiptir. Bu oran ise kalıtsal yapı ile saptanmıştır. Bu |
olup biten olayları doğaüstü kuvvetlerin varlığını tasarlayarak değil
gene doğal | sınırların dışındaki uyumlar ancak mutasyonlarla sağlanabilir.
H. ÜREME
Hiçbir canlı sonsuz olarak |
olaylara başvurarak açıklamaya gider.
Son olarak bilimsel düşüncenin bir
anlama bir | yaşamını devam ettiremez. Herhangi bir şekilde üremeyle kalıtsal materyal gelecek |
bulma ve doğrulama metodu olduğunu söylemeliyiz. İnsanlık uzun
geçmişinde aynı | kuşaklara aktarılır. Birhücrelilerde bölünme aynı zamanda çoğalmayı sağlamasına karşın çokhücrelilerde |
amaçlar için başka yolları da denemiştir. Mitoloji din
aaaafizik gibi | üreme belirli vücut kısımlarına özgü bir yetenek olarak ortaya çıkmıştır. |
bilim dışı yollar evreni anlama çabaları arasında sayılabilir.
Fakat bu | Bazı canlı gruplarında gen değişimi olmaksızın (eşeysiz) üreme görülmesine karşın |
çabaların hiç biri başarılı olmamıştır; bilimsel metodun sağladığı
güvenilir bilgiye | (birhücrelilerde mitoz bölünme; çokhücrelilerde tomurcuklanma dallanma partenogenez çoğalma bitkilerde çeliklenme |
olguları açıklama gücüne erişememiştir.
İlerde daha genişçe ve ayrıntılı
olarak işleyeceğimiz | vs.) kural olarak eşeyli üreme çok daha sıktır. Bu şekilde |
| bu 3 nokta Bilim'in entellektüel değerini belirten temel
özelliklerdir. Demek | değişik gen kombinasyonları ortaya çıkarak daha başarılı döllerin meydana gelmesini |
oluyor ki Bilim'in değeri bir yandan teknolojideki uygulaması
ile faydaya | sağlar. Bu evrim mekanizmasının en önemli ögelerinden biridir.
İ. EVRİMSEL UYUM |
yönelmiş icatlarda öte yandan nitelikleri belli bir kafa
disiplini rasyonel | VE VARYASYONLARIN KALITIMI
Tüm canlılar genlere sahiptir ve genlerin tümü de |
| bir dünya görüşü ve evrenin insanoğlu için sır
olan yanlarını | mutasyonla değişebilir. Bu aynı türün farklı bireylerinin kalıtsal olarak değişmesini |
ve işleyişini anlama açıklama ya da betimleme metodu
oluşturmasında kendini | sağlar. Dolayısıyla o anda faydalı olan mutasyonları taşıyan bireyler seçilir |
göstermiştir. Bu iki cepheli değer yüzeyde uyuşmaz gibi
görünse de | zararlı olanlar uyum yapamadığı için ortadan kaldırılır ve evrimsel bir |
aslında birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Çünkü faydaya dönük teknolojik
gelişmeler temelde | yönlendirme ortaya çıkar. Bu zamanla türün değişmesine neden olur; özellikle |
fayda gözetmeyen salt insanoğlunun bilme ve anlama çabasına
dayanan bilgi | çevre koşulları değiştiği zaman. Kalıtsal uyumlar meydana gelmeseydi hiçbir tür |
ve açıklamaları gerektirdiği gibi bu tür bilgi ve
açıklamaların kapsamını | yaşamını sürdüremeyecekti; çünkü çevre koşulları devamlı olarak değişmektedir.
I. BÜYÜME
Çevresindeki |
genişletme geçerlik ve güvenirliği arttırma bakımından da teknik
araçlara gereksinme | anorganik (ham) maddeleri kendi protoplazma yapısına çevirme büyüme olarak bilinir. |
vardır.
'Bilim nedir?' sorusu çok sorulan sorular arasındadır. Fakat
üzerinde henüz | Bitkilerde (çok yıllık) kural olarak sınırsız bir büyüme görülmekle beraber |
| hepimizin birleştiği bir yanıtı verilmemiştir. Bu güçlüğün nedenleri
arasında şu | hayvanlarda her türün kendine özgü şekil ve büyüklüğe ulaşmasına kadar |
ikisi gösterilebilir:
1.Bilim donmuş statik bir konu değil sürekli
ve artan | devam eder. Çok hücreli hayvanlarda genellikle bir büyüme evresi vardır. |
bir hızla gelişen değişen bir etkinliktir.
2.Bilim inceleme konusu
ve yöntemi | Bu evrede büyüme hızlıdır. Daha sonraki evre olgunluk evresidir büyüme |
yönünden kapsamı ve sınırları kesinlikle belli bir etkinlik
değil çok | yoktur; fakat protoplazmanın yenilenmesi için devamlı besin yadımlaması (asimilasyonu) vardır. |
yönlü sınırları yer yer belirsiz karmaşık bir oluşumdur.
Dural
ve basit | Protoplazma aaaabolik tepkimeler sonucu sürekli olarak yıkılır eğer yaşam devam |
| oluşumları bile tanımlamada çok kez güçlük çekeriz. Bilim
gibi sürekli | edecekse bu protoplazmanın yenilenmesi gerekir. Birhücrelilerde büyüme çoğalma ile sonuçlanmasına |
değişme halinde olan yapısı karmaşık bir süreci kesin
ve açık | karşın; çokhücrelilerde vücudun gelişmesini ve irileşmesini sağlar.
Yaşlılık evresinde protoplazmanın yenilenmesi |
| ve herkesin kabul edeceği bir tanımla belirlemek ise
büsbütün güç | gittikçe azalır; hücre yavaş yavaş işlevini; ilerlemiş ve yaygınlaşmış durumlarda |
| bir iştir. Ancak bu güçlük ne bilginleri ne
de Bilim | da yaşamını yitirir. Bu bozulma herhangi bir yaşta yeterince besin |
| üzerinde düşünen filozofları bazı tanımlar ileri sürmekten de
alıkoymamıştır. İlgili | alınmadığında veya nitelik bakımından doyurucu olmadığında da ortaya çıkabilir. Yenilenmenin |
| literatüre bir göz atmak ortaya atılmış tanımların sayı
ve çeşit | kusursuz olması protoplazmanın içerdiği maddelerin eksiksiz olmasıyla sağlanabilir. Büyüme her |
| bakımından çokluğunu görmeye yeter. Biz bunlardan sadece önemli
gördüğümüz birkaçı | türde kalıtsal yapıyla sınırlandırılmıştır. Bunun alt ve üst sınırları çevre |
üzerinde duracağız.
Çok yaygın bir tanımlamaya göre Bilim örgün
bir bilgiler | koşullarıyla belirlenmiştir
|
bütünüdür. Bu tanım yetersizdir; ancak yetersizliğinin nedenini açıklamadan
önce tanımın | |
dayandığı iki terimin ('Bilgi' ve 'örgün') anlamlarını belirtmeye
ihtiyaç vardır.
'Bilgi' | |
| terimi günlük dilde çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır. Biz burada
sadece teknik | |
| anlamını belirtmekle yetineceğiz. Bir şeyin bilgi sayılması için
şu 3 | |
koşulu karşılaması gerekir:
1.O şeyin bir önerme ile dile
getirilebilir olması | |
(Önerme bir tümce ile dile getirilen doğru veya
yanlış bir | |
yargı demektir. Örneğin 'Bakır bir iletkendir' tümcesi doğru
bir önerme | |
'Dünya güneşten daha sıcaktır' tümcesi yanlış bir önerme
dile getirmektedir).
2.Bu | |
önermenin doğruluğunu gösteren güvenilir kanıt veya belgelerin olması.
3.Önermenin
doğruluğuna inanılması.
Örneğin | |
| dünyanın yuvarlak olması bilgilerimizden biridir. 'Dünya yuvarlaktır' önermesi
bunu ifade | |
etmekte ve önermenin doğruluğunu gösteren elimizde çeşitli kanıt
veya belgeler | |
| vardır. Ayrıca çoğumuz önermenin doğruluğunu kabul etmekteyiz. Öte
yandan 'Dünya | |
| yuvarlaktır' önermesi herhangi bir önerme değildir; olgusal içerikli
bir önermedir. | |
| 'Yuvarlak nesneler biçimlidir' gibi bir önerme ise olgusal
içerikten yoksundur. | |
'Yuvarlak' sözü bir biçim türü ifade ettiğine göre
önerme asında | |
'Biçimli olan cisimler biçimlidir' demekten ileri geçemiyor. Oysa
'Dünya yuvarlaktır' | |
önermesi bize bir şey öğretmiyor. Dünya yuvarlak değil
başka bir | |
biçimde de olabilirdi; yuvarlak olması zorunlu değildir.
'Örgün' terimine
gelince bilgilerimizi | |
| dile getiren önermelerin mantıksal bir ilişki içinde olması
anlamına gelmektedir. | |
Bilim bir yığın dağınık ilişiksiz önermelerden oluşmakta (bu
önermelerin hepsi | |
doğru olsa bile) bunların mantıksal yönden bir ilişki
düzeni içinde | |
yer alması bir sistem oluşturması gerekmektedir.
O halde
Bilim'e örgün | |
bir bilgiler bütünü gözüyle bakabiliriz. Ne var ki
bu tanım | |
bir yandan çok geniş öte yandan çok dar
görünmektedir. Çok | |
| geniştir çünkü Bilim dışında başka bazı şeyleri de
aynı şekilde | |
niteleyebiliriz. Örneğin bir Telefon rehberi bir Üniversite katalogu
için de | |
| örgün bilgiler bütünü diyebiliriz. Ama bu tür şeylere
bilim diyemeyiz. | |
Tanım aynı zamanda çok dardır; çünkü bilgi bilim'i
tanımlama da | |
gerekli bir nitelik olmakla beraber yeterli bir nitelik
değildir. Bilgi | |
bir üründür; bir sürecin sonucudur. Bilim bir sonuç
olduğu kadar | |
hatta belki daha fazla bir süreçtir. Bu süreç
'Bilimsel düşünme' | |
| 'bilimsel metod' ya da 'Bilimsel araştırma' denilen bir
bulma ve | |
| doğrulama çabasıdır. Sözkonusu tanım bilim'in bu özelliğine yer
vermediği için | |
ya da dar ya da eksik sayılmak gerekir.
Bir
başka yaygın | |
| tanım da şudur: Bilim gerçeği ( ya da
'doğru'yu) arama | |
| etkinliğidir. Çok genel bir anlamda bu tanımı belki
uygun görebiliriz. | |
Ancak aynı tanımı Felsefe hatta sanat ve edebiyata
da uygulamak | |
olanağı vardır. Kaldı ki tanımda geçen 'gerçek' ya
da 'doğru' | |
terimi açık ve belirli bir anlam taşımamakta çeşitli
bağlamlarda farklı | |
anlamlar için kullanılmaktadır.
Bilim'i 'İnsan deneyim ve yaşantısını betimleme
yaratma ve | |
| anlama metodu' olarak tanımlayanlar da vardır. [2] Burada
'deneyim' ve | |
| 'yaşantı' sözleri ile tüm bilinçli algılarımız kastediliyorsa (ki
öyle olması | |
| gerekir) tanımın kapsamı çok geniş tutulmuş demektir; çünkü
Bilim kadar | |
| hatta daha fazla sanat ve edebiyat çalışmaları da
insan yaşantısını | |
betimleme yaratma ve anlama çabasındadır.
Tanınmış bir bilim adamı
genellikle kabul | |
edilmiş bazı tanımları eleştirdikten sonra şöyle bir tanım
ileri sürüyor: | |
'Bilim üzerinde herkesin birleşebileceği yargıları konu alan bir
çalışmadır.'[3] Bu | |
| tanım şu iki yönden açıklamaya muhtaç görünüyor: (1)
'yargı' sözü | |
| ile ne anlatılmak isteniyor? (2) 'üzerinde herkesin birleşebileceği'
koşulu neden | |
| ileri sürülüyor? Yazarın 'yargı' sözü ile doğa olaylarını
dile getiren | |
| önermeleri kastettiğini düşünebiliriz. Bu doğru ise akla başka
bir soru | |
gelmektedir.
Bilim doğa olaylarını mı yoksa bunları dile getiren
yargıları mı | |
inceler? Dilin bilimdeki önemli yerini inkar etmemekle beraber
bilimin doğrudan | |
olguları değil fakat bunların ifadesi olan birtakım dilsel
nesneleri konu | |
| aldığını söylemek pek akla yakın görünmüyor. Dil bir
anlatım ve | |
| bildirim aracıdır; bilim dilden yararlanarak incelediği olguları ve
ulaştığı sonuçları | |
saptar. Bilginin yayılması eleştiriye konu olması için de
belli bir | |
| dilde ifade edilmiş olmasına ihtiyaç vardır. Ama gene
de bilimin | |
konusu olguların kendisidir yoksa bunları ifde eden önermeler
değildir diyeceğiz.
Yazarın | |
ileri sürdüğü koşula gelince böyle bir sınırlamanın önemini
hemen belirtmeliyiz. | |
Böylece kişisel kalan öznel benzeri olmayan ya da
mucize türünden | |
sayılan 'olgular'ın bilimsel incelemenin kapsamı dışına düştüğü; yalnız
nesnel herkesin | |
inceleme ve eleştirisine açık olguların bilime konu olabileceği
belirtilmiş olmaktadır.
Bilim | |
| kavramımızın genişlemesi ve derinleşmesi için önemli sayabileceğimiz iki
tanıma daha | |
değinmekte yarar vardır. Bunlardan biri ünlü bilgin Einstein'ın
tanımı:'Bilim her | |
| türlü düzenden yoksun duyu verileri (algılar) ile mantıksal
olarak düzenli | |
düşünce arasında uygunluk sağlama çanasıdır.' [4]
Russel'in tanımı: Bilim
gözlem ve | |
gözleme dayalı uslama (akıl yürütme yoluyla önce dünyaya
ilişkin olguları | |
sonra da bu olguları birbirine bağlayan yasaları bulma
çabasıdır. [5]
Kısa | |
| bir karşılaştırma hem yetkili kalemlerden çıkan bu iki
tanımı iyi | |
anlamamıza hem de aralarındaki temel farkı görmemize yardım
edecektir.
Her iki | |
| tanımda da olgulardan ve mantıksal düşünme ya da
uslamadan söz | |
| etmektedir. Ancak Einstein'ın tanımında bilime duyu verileri olarak
konu teşkil | |
| eden olgular düzensizdir. Algı dünyamız bir kaostan başka
bir şey | |
değildir. Düzen olgu dünyasının değil fakat mantığın insan
aklının bir | |
niteliğidir. Bilim aklın düzenleyicisi niteliğini yani mantığı kullanarak
olgu dünyasını | |
| anlaşılır kılmaya çalışır. Russell'in tanımında ise akla olguları
düzenleme görevi | |
değil gözlem yolu ile saptanan olgular arasındaki ilişkileri
bulma görevi | |
düşmektedir. Einstein'ın tam tersine Russell doğayı düzenli saymaktadır.
Bilim bu | |
düzeni bulma ve dile getirme çabasıdır.
Bu karşılaştırmadan da
anlaşılacağı üzere | |
Einstein bilime daha çok akılcı bir açıdan Russell
ise daha | |
çok empirik açıdan bakmaktadır. İlerde de göreceğimiz gibi
bilim ne | |
salt aklın ne de katıksız gözlem ve deneyin
bir sonucudur. | |
Kant'ın göstermeye çalıştığı üzere bilgilerimizin içeriğini duyu verilerimiz
biçimlerini aklın | |
| verileri (kavramlar) oluşturur. Bilim aklın ve algı verilerinin
uygun biçimlerde | |
birleşmesinden oluşur.
Tanımlar üzerindeki tartışmayı daha fazla uzatmamak için
şöyle bir | |
| tanıma gidebiliriz: Bilim denetimli gözlem ve gözlem sonuçlarına
dayalı mantıksal | |
| düşünme yolundan giderek olguları açıklama gücü taşıyan hipoaaaler
(açıklayıcı genellemeler) | |
| bulma ve bunları doğrulama metodudur. Bu tanımı açıklayıcı
tartışmayı ilerde | |
vereceğiz.
Bilimi Niteleyen Özellikler
Bilim kavramını belirtmeye çalışırken bazı özelliklerini
gözönünde tutmak | |
gerekir. Bunlar arasında başlıcaları aşağıda sıralanmıştır.
Bilim olgusaldır. Bilimin
başta gelen | |
ve onu Mantık Matematik Din gibi diğer düşünme
disiplinlerinden ayırd | |
| eden özelliği olgusal oluşudur.Bunun kısaca anlamı şudur: Bilimsel
önermelerin tümü | |
ya doğrudan ya da dolayısıyla gözlenebilir olguları dile
getirir. Bunların | |
| doğru ya da yanlış olması dile getirdikleri olguların
veya olgusal | |
| ilişkilerin var olup olmamasına bağlıdır. Bilimde hiç bir
hipoaaa veya | |
| teori gözlem ya da deney sonuçlarına dayanılarak kanıtlanmadıkça
doğru kabul | |
edilemez. Bilim kendiliğinden doğru sayılan ya da tanım
gereğince doğru | |
olan önermelerle uğraşamaz. Bunlar çok kere içi boş
bilgi vermeyen | |
doğru ya da yanlışlığı olgulara değil kendi anlamlarına
bağlı olan | |
önermelerdir. Örneğin: 'Yeşil nesneler renklidir'; 'Dört ayaklı hayvanlar
hayvandır' 2 | |
artı 2=4 gibi önermeler bu tür önermelerdendir.
Yeşil bir
şeyin renkli | |
| olup olmadığını saptamak için gözleme baş vurmaya gerek
yoktur. 'Yeşil' | |
| ve 'renk' sözlerinin anlamlarını bilmemiz yeter. Bu tür
önermelere analitik | |
| önermeler diyoruz. Matematik ve Mantık önermeleri de bu
guruba gider. | |
Öte yandan 'Dünya yuvarlaktır' 'Sabir basınç altında gazlar
ısıtılınca genleşir' | |
'Ankara Türkiye'nin Başkentidir' gibi önermeler 'sentetik' dir.
Dünyanın yuvarlak
olup olmadığını | |
| 'dünya' ile 'yuvarlak' sözlerinin anlamlarına bakarak saptayamayız; bunun
için gözleme | |
başvurmak zorunludur. Bilimsel önermeler bu guruba girer.
Bilim mantıksaldır.
Bu özellik | |
| iki yönden kendini göstermektedir: a.Bilim ulaştığı sonuçların her
türlü çelişkiden | |
uzak kendi içinde tutarlı olmasını ister. Birbiriyle çelişen
iki önermeyi | |
| doğru kabul etmez. b.Bilim bir hipoaaa ya da
teoriyi doğrulama | |
| işleminde mantıksal düşünme ve çıkarsama kurallarından yararlanır. Hipoaaalerin
veya teorik | |
| önermelerin bir özelliği doğrudan test edilmemeleridir. Bir teoriyi
doğrulamak için | |
| gözlem olgularına baş vurmak gerekir. Ancak bunu yapabilmek
için önce | |
| teoriden birtakım gözlenebilir sonuçlar (bunlara ön deyiler de
diyebiliriz) çıkarmaya | |
| ihtiyaç vardır. Bu çıkarsama işlemi ise dedüktif mantığın
kurallarına dayanmaksızın | |
başarılamaz.
Bilim objektiftir. Birçok kimseler bilimsel objektifliği mutlak bir
anlamda yorumlarlar. | |
Bu doğru değildir. Kuşkusuz bilgin doğruyu arama çabasında
kişisel eğilim | |
istek ve önyargıların etkisinde kalmamaya olguları olduğu gibi
saptamaya çalışacaktır. | |
Ancak unutmamalıdır ki bilim sanat edebiyat felsefe gibi
bir insan | |
| uğraşısıdır. Bir hipoaaain kurulmasında veya seçiminde bilim adamı
ister istemez | |
bazı değer yargılarına hatta bir ölçüde kişisel duygu
ya da | |
beğenilere yer vermekten kaçınamaz. Bilim'de özellikle bula belli
kurallara indirgenebilen | |
| bir süreç değildir. Yeni bir Hipoaaa veya teorinin
ortaya konması | |
aklımıza olduğu kadar hatta belki daha fazla sezgi
ve muhayyelize | |
dayanan yaratıcı bir oluşumdur. Kaldı ki en basit
gözlemlerimizde bile | |
| tam ve katıksız bir objektiflik sağlanamaz. İnsanoğlu bir
fotoğraf makinesi | |
| değildir; bütün algılarımız bazı varsayım ve kavramlar çerçevesinde
oluşmaktadır. Günlük | |
| yaşamda olduğu gibi bilim'de de çevremizde olup biten
her şeyi | |
değil ancak bazı şeyleri algılar veya gözleriz. Yaşama
veya araştırma | |
amacımıza göre bir seçmeye gitmek ancak konumuza ilişkin
olgularla ilgilenmek | |
bizim için hem doğal hem de bir zorunluluktur.
Böyle olunca | |
bilimde objektiflik mutlak değil sınırlı ve özel anlamda
yorumlanmak gerektir. | |
| Bu da bilimsel olma iddiası taşıyan her sonuç
veya 'doğrunun' | |
güvenilir olması bir iki kişi veya grubun tekelinde
değil kamunun | |
| (meslek çevresinin) soruşturmasına açık ve elverişli olacak biçimde
dile getirilmesi | |
demektir.
Bilim eleştiricidir. Bilim ne denli akla uygun görünürse
görünsün her | |
sav ya da teori karşısında hatta bu sav
veya teori | |
yerleşmiş herkesçe kabul edilmiş olsa bile eleştirici tutumu
elden bırakmaz. | |
Bilim bu tutumunu yalnız bilim dışı görüşlere karşı
değil kendi | |
| içinde de sürdürür. Bilimde her teori veya görüş
olgular tarafından | |
| desdeklendiği sürece 'doğru' kabul edilir. Yeni bazı olguları
açıklama gücünü | |
gösteremeyen ya da bazı gözlem verilerinin doğrulmadığı bir
teori daha | |
| önceki statüsüne bakılmaksızın eleştiriye tabi tutulur; ya bilinen
tüm olguları | |
| kapsayacak biçimde değiştirilir. Ya da buna olanak yoksa
bir yana | |
itilir; yerine daha güçlü bir teori konmaya çalışılır.
Örneğin:Newton'un
yerçekimi hipoaaai | |
200 yıl boyunca bir doğa yasası olarak kabul
edildiği halde | |
geçen yüzyılın sonlarına doğru bazı olguları açıklamada yetersizliği
görülünce eleştiriye | |
uğramış daha sonra daha güçlü olan Einstein teorisine
yerini bırakmak | |
zorunda kalmıştır. Bu da gösterir ki bilimde hiç
bir 'doğru' | |
değişmez değildir
Bilimin bu kendi kendini eleştirme özelliği ona
kendi kendini | |
| düzeltme yeteneği vermiştir. Bilimde hiç bir hata veya
yanlışa sapma | |
sürekli olamaz. Gözlem verilerinin durmadan artması doğrulama sürecinde
süreklilik kazandırmakta | |
bu da hataların ayıklanmasına bilgilerimizin giderek daha güvenilir
olmasına yol | |
açmaktadır. Kendi kendini eleştirici ve düzeltici bir süreçte
dogmalara değişmez | |
'doğru'lara elbette yer yoktur.
Bilim genelleyicidir. Bilim tek tek
olgularla değil | |
olgu türleri ile uğraşır. Bu nedenledir ki sınıflama
bilimsel araştırmada | |
ilk adımı oluşturur. 'Belli koşullar altında su 100
derecede kaynar! | |
'Bakır iletkendir' 'Bir gazın hacmi sıcaklık sabit tutulduğunda
basınçla ters | |
| orantılı değişir' gibi önermeler tek tek olguları dile
getirir. Bilimsel | |
| önermeler genelleme niteliğinde olup ya bir sınıf olgunun
paylaştığı bir | |
özelliği ya da olgular arasında değişmez bazı ilişkileri
dile getirir. | |
| Bilim açısından tek bir olgunun kendi başına bir
önemi yoktur; | |
o ancak inceleme konusu bir olgu sınıfına üye
ise dolayısıyla | |
bir genellemeyi doğrulama (veya yalanlama) işleminde kanıt görevini
görüyorsa önemlidir.
Bilim | |
| başka bir bakımdan da geneli arayıcıdır. Yetkili bilim
çevresinin denetim | |
ve eleştirisine açık olmayan kişiye özgü kalan bulgu
veya 'doğrular' | |
bilimsel nitelikten yoksundur. Bilimin bu kamuya açıklık niteliği
onun belli | |
| bir dil ya da ifade vasıtası ile anlatılır
olmasına bağlıdır. | |
Kamuya açıklanamayan kişisel kalan bulgular ne denli önemli
olursa olsun | |
| bilimsel türden bilgi sayılamaz. Bilim benzer koşullar altında
belli bir | |
| yöntemle daima aynı sonuçların elde edilmesi gereğine bağlıdır.
Bu gereği | |
karşılanamayan elde edilen bulgulara ne yoldan ulaşılacağı dile
getirilemeyen kişisel | |
başarılar bizim için şaşırtıcı ya da çok göz
kamaştırıcı olabilir | |
fakat bilimsel olamaz.
Bilim seçicidir. Evrende olup biten olgular
çeşit ve | |
| sayı yönünden sonsuzdur. Bilimin bunların tümü ile ilgilenmesi
hem gereksiz | |
| hem de olanaksızdır. Bir olgunun bilime veri niteliği
kazanabilmesi için | |
ya inceleme konusu bir propleme ilişkin olması ya
da bir | |
| hipoaaa veya teorinin test edilmesinde kanıt değeri taşıması
gerekir. Bu | |
bakımdan bilimsel araştırmaya konu olan olgular tüm olguların
ancak küçük | |
bir parçasını kapsamaktadır. Bilimsel nitelik taşıyan bütün gözlem
ve deneyler | |
| ancak belli bir hipoaaain ışığında belli olgulara yöneldiğinde
etkinlik kazanır. | |
Gelişi güzel yürütülen olgular arasında seçici olmayan bir
gözlem ya | |
da deneyin güvenilir sonuç vermesi şöyle dursun bir
enerji ve | |
| zaman kaybından başka bir şey olduğu söylenemez. Bilgin
olgu istifi | |
yapan bir koleksiyoncu değildir o ancak araştırma amacına
uyan cevabını | |
aradığı sorulara ilişkin olguları saptamaya çalışır.
Bilim de bütün
diğer girişim | |
ve çabalarımız gibi açık veya üstü örtük birtakım
temel inançlara | |
| dayanır. Varsayım denen bu inançlarımız düşünme ve hareketlerimizin
temelde yatan | |
gerekçelerini oluşturur. Örneğin sabahleyin rastladığımız bir kimseye 'günaydın'
dememiz gibi | |
| son derece basit bir davranışın bile dayandığı bir
varsayım vardır. | |
Hitap ettiğimiz kişinin Türkçe bildiğini farzetmiş olmalıyız ki
ona başka | |
| bir dilde değil Türkçe'de seslenmiş olalım. Bunun gibi
çok daha | |
karmaşık bir etkinlik olan bilimsel araştırma da çok
kez ifade | |
edilmeyen hatta belki bilinç altında bulunan bazı temel
inanç ve | |
varsayımlara dayanmaktadır.
Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1.Kendi dışımızda bir olgular dünyasının
varlığı
2.Bu dünyanın | |
bizim için anlaşılabilir olduğu
3.Bu dünyayı bilme ve anlamanın
değerli bir | |
uğraşı oluşturduğu.
1.varsayım çevremizde olup bitenlerin hayal ürünü değil
gerçek olduğu; | |
bu gerçek dünyanın algılarımızdan bağımsız bilgilerimize göre biçimlenmeyen
nesnel bir | |
| varlığı olduğu görüşünü içermektedir. 2. varsayım bilgi edinmenin
olanak dışı | |
olmadığı 3.varsayım ise bilginin değerli şey olduğunu söylemektedir.
Gerçekten temelde | |
incelemeye konu bir dünyanın varlığını bu dünyanın bizim
için anlaşılır | |
olduğunu gene bu dünyayı anlamanın değerli bir uğraşı
olduğunu kabul | |
etmemişsek bilim bir anlama çabası olarak gerekçesini yitirir
anlamsız bir | |
hareket olarak kalır.
Bu temel varsayımlar yanında özellikle Doğa
Bilimleri için | |
geçerliği söz götürmez birkaç varsayımı daha belirtebiliriz.
Bilimsel incelemeye
konu olan | |
gerçek dünya gelişigüzel değil olguların düzenli ilişkiler içinde
yer aldığı | |
tutarlı kapristen uzak bir dünyadır. Örneğin suyun hangi
koşullar altında | |
donduğu hangi koşullar altında kaynadığı görülse idi böyle
bir bekleyiş | |
için olanak kalmazdı. Olguların gelişigüzel yer aldığı kaprisli
bir dünyada | |
olup bitenlerin gerisindeki temel ilişkileri arayan bunları dile
getirip açıklamaya | |
çalışan bilim için de olanak yok demektir.
Her olgu
bizim için | |
saptanabilir olsun olmasın kendinden önce yer alan başka
olgulara bağlı | |
| olarak ortaya çıkar. Bunun kısaca anlamı şudur: Nedensiz
olgu yoktur | |
| ve bu neden doğanın kendi içindedir. Bu varsayımdan
hareket eden | |
| bilim herhangi bir olgunun açıklanmasını o olgunun ortaya
çıkış koşullarına | |
başvurarak yapar. Örneğin suyun kaynaması için 76 cm
barometrik basınç | |
| altında sıcaklığın 100 dereceye çıkmış olması gerekir. Burda
suyun kaynaması | |
bir sonuç belli ölçülerdeki basınç ve ısı ise
birer ön | |
koşuldur. Sonuçla ön koşullar arasındaki ilişkiyi matematiksel olarak
şöyle gösterebiliriz:
Y=f(X1 | |
X2 ..Xn)
Formulde 'Y' sonucu (X1 X2..Xn) ler de ön koşulları
göstermektedir. 'f' | |
ise ilişkinin fonksiyonel olduğunu ve bu fonksiyonda 'Y'
nin bağımlı | |
'X' nin ise bağımsız değişken olduğunu belirtmektedir.
Bilim gözlem
konusu bütün | |
olguların zaman ve uzay içinde yer aldığını kabul
eder.Bu ise zaman | |
| ve uzayın 'realite' denilen gerçek dünyanın temel boyutları
olduğu inancına | |
dayanır. Olguların zaman ve uzayla sınırlandırılması bilimi ilkece
gözlem konusu | |
olamayacak birtakım doğadışı 'nesne'lere yönelmekten alıkoyduğu gibi bu
tür nesneleri | |
| inceleme konusu yapan çalışmaların bilimsel olamayacağı yargısını da
temellendirmektedir. Örneğin | |
din mitoloji ve aaaafizik incelemeler gibi.
Bilim 'var olan
her şeyin | |
bir miktarla var olduğu' ilkesine bağlıdır. Bu nedenledir
ki bilginler | |
| elde ettikleri bulguları nicelik türünden dile getirmeğe büyük
önem verirler. | |
Deney sonuçlarının basit gözlemle değil ölçme yolu ile
saptanması ve | |
| bunların sayısal terimlerle ifadesi bilimde giderek önem kazanan
bir gelişmedir. | |
| İlk bakışta hiç de ölçülebilir gibi görünmeyen birtakım
özelliklerin (Örneğin | |
sıcaklık sertlik yoğunluk öğrenme yeteneği yaratıcılık vb.) zamanla
ölçülebilir bir | |
| biçimde tanımlandıklarını ve bu tanımlara uygun geliştirilen ölçme
araçları kullanılarak | |
| ölçüldüklerini görmekteyiz. Bir bilimde ölçme tekniğinde erişilen yetkinlik
o bilimin | |
| ilerleme derecesini saptamada önemli bir ölçüt olarak kabul
edilmektedir. Bir | |
| tür ölçmeden yararlanmayan bir çalışmaya bilim demek artık
çok güç | |
görünmektedir.
Bilimin dayalı olduğu varsayımlara ilişkin Einstein'ın şu sözleri
önemle üzerinde | |
| durulmaya değer: 'Teorik kavramlarımızla gerçek dünyayı anlamanın olanaklı
olduğu inancı | |
olmaksızın dünyamızın iç uyumuna inanmaksızın bilim denen şeyin
ortaya çıkması | |
| beklenemezdi. Bu inanç her türlü bilimsel buluşun temel
itici gücüdür | |
ve daima öyle kalacaktır.[6]
Bilime egemen temel varsayımların (Kepler'in
düşüncesinde görüldüğü | |
| gibi) aaaafiziksel nitelikte olduğuna değinen tanınmış çağdaş Fizik
bilginlerinden biri | |
de şöyle demektedir: 'Modern teorik Fizikçi de bilmeyarek
en az | |
bir aaaafiziksel ilkenin güdümündedir. Doğanın yeni kanunlarını bulma
çabasında O | |
| bu kanunların matematiksel olarak basit ve açık bir
biçimde dile | |
getirilebileceği inancını taşır. Böyle bir inancın güdümünde olmaksızın
Fizik'in bir | |
tek genel kanunu bulma olacağı düşünülemez bile.'[7]
Yukarda kısaca
değindiğimiz temel | |
| varsayımların aaaafiziksel nitelikte olup olmadığı sorusu ayrı bir
inceleme konusudur. | |
Ancak şu kadarını belirtelim ki bilimin son 300
yıllık süre | |
| içindeki başdöndürücü gelişmesi dayandığı varsaymların geniş ölçüde geçerli
olduklarını kanıtlayıcı | |
niteliktedir.
Bibliyografya:
-*Yıldırım CemalBilim Felsefesi [8]
| |