HZ.Ömer'in Müslüman Oluşu
Ömer'in Müslüman Oluşu
Bir
perşembe gecesi | (...) Yeraltı Suları ve Kaynaklar
Yeraltı Suları ve Kaynaklar
Yer |
Habîb-i ekrem 's.a.v.' Ömer 'r.a.' hakkında düâ etdi.
Düâsı kabûl | altı Suyu (Taban Suyu)
Yağış olarak yeryüzüne düşen ya da yeryüzünde |
oldu.
Buyurdular ki
- Yâ Rabbî! Şu iki
kişiden hangisi | bulunan suların yerçekimi etkisiyle yerin altına sızıp orada birikmesiyle oluşan |
| sana sevgili ise dîn-i islâmı onun ile azîz
eyle. Ömer | sulardır. Yer altı suyunun oluşabilmesi için beslenme ve depolanma koşullarının |
bin Hattâb veyâ Amr bin Hişâm.
Ertesi gün
Kureyşin büyükleri | uygun olması gerekir. Yer altı suyunun beslenmesini etkileyen en önemli |
Haremde toplandılar.
- İşbu Ebû Tâlibin yetîmi Muhammed
Mustafâ 's.a.v.' | etmen yağışlardır. Depolama koşulları ise yüzeyin eğimine bitki örtüsüne ve |
zuhûr edip âbâ ve ecdâdımızın dînini ibtâl etdi.
Putlarımız için | yüzeyin geçirimlik özelliğine bağlıdır.
Yer altı Sularının Bulunuş Biçimleri
Bol yağışlı |
fâide ve zarar vermez diye kötüledi. Gayretine dokunmuyor
mu ki | ve zemini geçirimli taşlardan oluşan alanlarda yer altı suyu fazladır. |
yâ Ömer bu denli kudret ve heybetin izzet
ve satvetin | Az yağış alan eğimi fazla ve geçirimsiz zeminlerde ise yer |
var iken putlara yardım etmeyi onu öldürmeği düşünmüyor
musun diye | altı suyunun oluşumu zordur. Kum çakıl kumtaşı konglomera kalker volkanik |
tahrîk etdiler.
Hazret-i Ömerin câhiliyye damarı kalkdı. Sonu
kötü olan | tüfler alüvyonlar geçirimli zeminleri oluşturur. Bu nedenle alüvyal ovalar ve |
bir gayretle kılıncını takındı. Resûlullah 's.a.v.' hazretlerini öldürmeğe
giderken Benî | karstik yöreler yer altı suyu bakımından zengin alanlardır. Kil marn |
Zühreden Nu'aym 'radıyallahü teâlâ anh' hazretlerine rastladı.
-
Yâ Ömer | şist granit gibi taşlar ise geçirimsizdir. Yer altı suyu oluşumunu |
nereye gidersin dedikde cevâb verip
- Şu Kureyşin
büyüklerine ahmak | engeller. Yeraltında biriken sular
Taban suyu
Araaayen
Karstik Yeraltı Suyu
olarak bulunur.
Taban Suyu
Altta |
diyen ve putlarımıza bâtıl diyen Muhammedi katl etmeğe
gidiyorum dedi. | geçirimsiz bir tabaka ile sınırlandırılan geçirimli tabaka içindeki sulardır. Bu |
Nu'aym 'radıyallahü teâlâ anh' dedi ki
- Yâ
Ömer! Hayret | sular genellikle yüzeye yakındır. Marmara Bölgesi’ndeki ovalar Ege Bölgesi’ndeki çöküntü |
| edilecek bir işe yeltenirsin. Başa çıkamıyacağın sevdâya düşmüşsün.
Eğer bu | ovaları Muş Erzurum ve Pasinler ovalarındaki yer altı suları bu |
işi başarırsan Benî Hâşim ve Benî Zühre seni
sağ koyacaklarını | gruba girer.
Araaayen
Bu tür sular basınçlı yeraltı sularıdır. İki geçirimsiz |
mı sanıyorsun. Yürü var işine git deyince
Ömer
'radıyallahü teâlâ | tabaka arasındaki geçirimli tabaka içinde bulunan sulardır. Tekne biçimli ovalar |
anh' dedi ki
- Yâ Nu'aym! Yoksa sende
mi Muhammedin | ve vadi tabanlarında bu tür sular bulunmaktadır.
İç Anadolu Bölgesi araaayen |
dînine girdin. Eğer öyle ise evvelâ seni katl
edeyim.
Nu'aym | suları bakımından zengindir.
Karstik Yer altı Suyu
Karstik yörelerdeki kalın kalker tabakalar |
hazretleri dedi:
- Muhammedin dînine sâdece ben mi
girdim sanırsın. | arasındaki çatlak ve boşluklarda biriken yer altı sularıdır. En önemli |
Kız kardeşin ve enişten de girmişlerdir.
Ömer bu
haberi işitince | özelliği birbirinden bağımsız taban suları oluşturmasıdır. Karstik alanların geniş yer |
gadabı dahâ fazla olup nereden ma'lûm onların müslimân
oldukları dedi. | kapladığı Akdeniz Bölgesi karstik yeraltı suları bakımından zengindir.
Kaynak
Yeraltı sularının |
Nu'aym dedi:
- Eğer inanmaz isen kız kardeşinin
evine var. | kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir. Türkiye’de kaynaklara pınar eşme |
Bir koyunu kendi elin ile boğazla pişirsinler. Onlar
senin boğazladığın | bulak ve göze gibi adlar da verilir.
Kaynaklar yer altı suyunun |
koyunu yimezler ise o zemân bilmiş olasın ki
onlar islâm | bulunuş biçimine yüzeye çıktığı yere ve suların sıcaklığına göre gruplandırılabilir. |
dînine girmişlerdir.
Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' o
tehevvür ile | Sularının sıcaklığına göre kaynaklar soğuk ve sıcak su kaynakları olarak |
gidip kapılarına vardı. İçeriden kulağına bir ses geldi.
Dikkat ile | iki gruba ayrılır :
Soğuk Su Kaynakları
Yağış sularının yeraltında birikerek |
dinledi. Anladı ki okudukları kelâm hiç insan sözüne
benzemez. Meğer | yüzeye çıkması sonucunda oluşurlar. Genellikle yüzeye yakın oldukları için dış |
| o vakt Tâhâ sûresi nâzil olup; hazret-i Fahr-i
kâinât aleyhi | koşullardan daha çok etkilenirler. Bu nedenle suları soğuktur. Soğuk su |
efdalüttehıyyât muhâcirînden Habbâbı 'radıyallahü anh' onlara göndermişdi. Onlara
o sûrenin | kaynakları yeraltında bulunuş biçimine ve yüzeye çıktığı yere göre üç |
âyetlerini ta'lîm ediyordu. O vakt bunlar hazret-i Ömerin
korkusundan kapıyı | gruba ayrılır :
Tabaka Kaynağı : Geçirimli tabakaların topoğrafya yüzeyi ile |
bağlamışlardı. Ta'lîm ile meşgûl iken hazret-i Ömer kapı
ardından dinledi. | kesiştikleri yerden suların yüzeye çıkmasıyla oluşan kaynaklara tabaka kaynağı denir.
Vadi |
Dinledikçe istidâdlı kalblerine ezelî olan kelâmın rahmânî nûrları
gelmeğe başlayıp | Kaynağı : Yeraltına sızan suların bulunduğu tabakanın bir vadi tarafından |
şeytânî küfr zulmeti mahv olmağa başladı. Sabr etmeğe
mecâli kalmayıp | kesilmesi ile oluşan kaynaktır. Genellikle vadi yamaçlarında görülür.
Karstik Kaynak |
kapıya eli ile vurdu. Kapı bağlanmış idi. Dikkat
kesildikleri gibi | (Voklüz) : Kalın kalker tabakaları arasındaki boşlukları doldurmuş olan yer |
içeride olanlar korkularından susdular. Habbâbı 'radıyallahü anh' gizlediler.
Sûre-i kerîmeyi | altı sularının yüzeye çıktığı kaynaktır. Bol miktarda kireç içeren bu |
saklayıp kapıya bakdılar ki gelen hazret-i Ömerdir 'r.a.'.
Kılıncı yanında | kaynakların suları genellikle sürekli değildir. Yağışlarla beslendikleri için karstik kaynakların |
heybetle ve satvetle gelmiş ki yüzlerine bakmaz. Kız
kardeşi
- | suları soğuktur. Toroslar üzerindeki Şekerpınarı en tanınmış karstik kaynak örneklerinden |
Hoş geldiniz deyip içeri alıp oturdular.
Gelmelerinden dolayı
yiyecek tedârik | biridir.
Sıcak Su Kaynakları
Yerkabuğundaki fay hatları üzerinde bulunan kaynaklardır. Fay |
edip koyun getirdiler. Hazret-i Ömer 'r.a.' kalkıp kendi
boğazladı. Pişirdiler. | kaynakları da denir. Suları yerin derinliklerinden geldiği için sıcaktır ve |
Hazret-i Ömer ezelî kelâmın te'sîrinden mest olmuş ne
konuşmağa mecâli | dış koşullardan etkilenmez. Sular geçtikleri taş ve tabakalardaki çeşitli mineralleri |
| ve ne oturmağa sabrı ve karârı var idi.
Ne hâl | eriterek bünyelerine aldıkları için mineral bakımından zengindir. Bu tür kaynaklara; |
ise taâmı pişirip ortaya getirdiler. Hazret-i Ömer dedi
gelin berâber | kaplıca ılıca içme gibi adlar verilir. Sıcak su kaynaklarının özel |
yiyelim. Her biri bir özr behâne edip yimediler.
Kendileri de | bir türüne gayzer denir.
Gayzer : Volkanik yörelerde yeraltındaki sıcak suyun |
birkaç lokma aldılar. Dîn-i islâma girdiklerini tahkîk edip
hayreti de | belirli aralıklarla fışkırması ile oluşan kaynaklardır.
UYARI : Yerin derinliklerinde bulunan |
çoğaldı. Taâmı [yiyeceği] kaldırdıkdan sonra süâl buyurdular ki;
- Okuduğunuz | suların sıcaklığı yıl içinde fazla bir değişme göstermez. Fay kaynakları |
ne idi.
Onlar okuduklarını inkâr eylediler. Korkularından konuşmağa
başladılar.
Hazret-i | volkanik ve kırıklı bölgelerde görülür.
Türkiye’de Sıcak Su Kaynaklarının Dağılışı
Türkiye kaplıca |
Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' buyurdular ki
- Bilmiş
olunuz ki | ve ılıca bakımından zengin bir ülkedir. Bursa İnegöl Yalova Bolu |
ben Kureyş arasında kılınç bağlayıp o da'vâ ile
geldim ki | Haymana Kızılcahamam Sarıkaya Erzurum Sivas Balıklı Çermik Afyon Kütahya Denizli |
varıp Muhammedi katl edeyim. Yolda gelirken sizin de
Muhammedül-emînin dînine | çevresindeki kaplıca ve ılıcalar en ünlüleridir.
(...) Müslüman ilim |
girdiğinizi işitdim. Geldim ki evvelâ sizi katl edeyim.
Sonra Muhammedi | adamlarının ilkleri
Müslüman ilim adamlarının ilkleri
|
katl edeyim. Lâkin kapıya geldim. Kulağıma bir ses
geldi. Dinledikce | |
o kelâmın lezzeti bir hâl verdi ki o
kötü fikr | |
benden gidip kalbime şevk ve muhabbet dolup beni
tedirgin eyledi. | |
Elbette inkâra mecâl vermeyip getirin okuduğunuzu dinleyelim dedi.
Kız kardeşi | |
ve eniştesi bu sözü işitdiklerinde sevindiler. Kalbi islâm
tarafına meyl | |
etmişdir diyerek dediler ki
- Okuduğumuz Allahü teâlânın
ezelî olan | |
kelâmıdır. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm
vâsıtası ile | |
Resûl-i ekrem 's.a.v.' hazretlerine indirmişdir. Dinlemek istersen evvelâ
gusl eyle. | |
Ondan sonra okuyalım göresin.
Hazret-i Ömer 'r.a.' kalkıp
huzûr-ı kalb | |
ile gusl edip gelip kıbleye dönüp oturdu. Kız
kardeşi kalkıp | |
ta'zîm ve tekrîm ile sûre-i şerîfi eline alıp
(Bismillahirrahmânirrahîm). (Tâhâ | |
...) diye okumağa başladı. Nazm-ı şerîfin fesâhat ve
belâgatinden kalbi | |
çok yumuşadı. (Ben o Allahım ki benden başka
ibâdete müstehak | |
| ilâh yokdur. O hâlde yalnız bana ibâdet et
ve beni | |
hâtırlaman için nemâz kıl) meâlindeki Tâhâ sûresinin 14.cü
âyetine gelince | |
Kur'ân-ı kerîmin nûru kalbine nûrâniyyet verip Kur'ânın eseri
açığa çıkıp | |
küfr ve şekâvet zulmeti gitmeğe başladı. Dedi ki
beni iki | |
cihânın fahri Muhammed Mustafâ 's.a.v.' hazretlerinin huzûruna ulaşdırın.
O sırada | |
Habbâb bin Erat perde arasından dışarı çıkıp dedi
ki
- | |
Yâ Ömer müjdeler olsun sana ki Allahü teâlâya
Resûlullah 'sallallahü | |
teâlâ aleyhi ve sellem' hazretlerinin etdiği düâsı senin
hakkında kabûl | |
oldu. Allahü teâlâya hamd olsun.
Sevinerek önüne düşüp
hazret-i Sultân-ı | |
| Enbiyânın olduğu eve götürdü. Bütün Eshâb-ı güzîn 'rıdvâaaaaahi
teâlâ aleyhim | |
ecma'în' hazret-i Ömerin geldiğini görünce hazret-i Fahr-i kâinâta
haber verdiler. | |
- Bırakın gelsin. Başında devlet var ise îmâna
gelir buyurdu. | |
| Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' hazret-i Peygamberin 'sallallahü
teâlâ aleyhi | |
ve sellem' mubârek nûr cemâlini müşâhede ile müşerref
oldu.
Resûl-i | |
ekrem hazretleri buyurdular ki
- Yâ Ömer dahâ
küfr ve | |
şekâvetden vazgeçmek yok mu?
Hazret-i Ömer Peygamberin mubârek
cemâline nazar | |
edip kelâmını duyup nazarlarına kavuşunca hemen karârsız kalmayıp
yüksek dergâhlarına | |
yüz sürüp sonra
- Yâ Resûlallah hiç şek
ve şübhe | |
kalmadı. Hak Peygambersin. Bana îmânı arz eyle dedi.
(Eşhedü en | |
| lâ ilâhe illallah. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü
ve Resûlüh) | |
deyip şecere-i îmânı [îmân ağacını] temîz kalbine dikdi.
Cümle Eshâb-ı | |
güzîn 'rıdvâaaaaahi teâlâ aleyhim ecma'în' tekbîr getirip sürûr-ı
kalb ile | |
hazret-i Ömer ile kucaklaşıp boynuna sarıldılar. Allahü teâlâ
hazretlerine hamd | |
ve senâ eylediler. Resûlullah 's.a.v.' buyurdu;
- Su
getirdiler. Hazret-i | |
Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' temizlenip gusl eyledi. Ona
Kur'ân ta'lîm | |
| buyurdular. Kalbini îmân nûru ile doldurdular. Nemâzı ve
diğer dîni | |
erkânı ta'lîm eyledi. Hazret-i Ömer onları gördü ki
mağara gibi | |
gizli bir yerde dururlar.
Dedi ki
- Yâ
Resûlallah! Bu | |
ne aaafiyetdir ki bu mağarada ihtifâ buyurdunuz.
Se'âdet
ile buyurdular | |
ki
- Müşriklerin mü'minlere ezâ ve cefâsından dolayı
burada dururuz. | |
Hazret-i Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' dedi ki
-
Onlar puta | |
gündüz taparlar. Önünde âşikâre yer öperler. Niçin biz
Hâlıka gizli | |
taparız yâ Resûlallah. Buyurun billahi varalım biz de
Harem-i beyt-i | |
şerîfde nemâzı âşikâre kılalım. Görelim bize kim mâni'
olur.
Fahr-i | |
âlem 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' kalkıp Sahâbe-i
güzîn 'rıdvâaaaaahi | |
teâlâ aleyhim ecma'în' ile berâber hazret-i Ömer önlerinde
elinde yalın | |
kılınç Beyt-i şerîfe doğru yürümeğe başladılar. Kureyş müşrikleri
önlerinde hazret-i | |
Ömeri böyle gördüklerinde sevinip dediler ki
- Meğer
Ömer bunların | |
hepsini esîr etmişdir ki getirip karşımızda kırmak ister.
Yanlarına geldiklerinde | |
gördüler ki hazret-i Ömer bunların herbirine güzel muâmele
edip bunlar | |
| ile karışmış güle-güle söyleşip gelirler. Ebû Cehl la'în
bu hâli | |
gördü. Müslimân olduğunu anladı.
- Âh! Gördünüz mü?
Muhammed Ömeri | |
de kendi dînine döndürmüş. Ben size demedim mi
ki sihrle | |
Muhammed onu aldatır kendine uydurur. Siz dediniz ki
böyle olmaz. | |
Eyvâh gelin görelim şimdi ne yapalım. Ve ona
ne söyliyelim. | |
Yakınına geldiler. Hazret-i Ömer 'r.a.' kılıncı kaldırıp dedi;
(Nazm)
Durun | |
ben geliyorum bize kıyâma durun
Genç ihtiyâr yaşlı
hepsi efendi | |
köle olsun.
Dîn-i islâmı teblîg için Allah gönderdi
Bize Peygamber | |
olan Muhammedi 'aleyhisselâm'.
Açığa çıkardı güzel islâm dînini
Putlar yıkıldı | |
kalmadı hükmleri.
Döndüm Hakka bunun dînine girdim
Ey
Kureyş! Hepiniz | |
avam ve has böyle bilin!
Kâfirler bu hâli
görüp içlerinde | |
telâşlanıp it gibi çağrışdılar. Ebû Cehl la'în yüksek
sesle dedi | |
ki
- Görün Muhammedi ki Kureyşin büyüklerini müslimân
yapmağa başladı. | |
Bu işler bize azdır. Dedim gelin onlar çoğalmadan
öldürelim aldırmadınız. | |
Şimdi ejderhâ oldu.
Kâfirler hazret-i Ömerden korkup hiçbir
mü'mine el | |
uzatmağa kâdir olmadılar. Her birinin dudağı kuruyup kaldı.
Server-i âlem | |
'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem' ileri yürüyüp Hacer-ül
esved ile | |
bâb-ı Kâ'be-i şerîf arasında durup nemâzı o gün
âşikâre kıldılar. | |
| Gerçi kâfirler çok idi. Mü'minler az idi. Nemâz
bitdikden sonra | |
kalkıp Kâ'beyi ta'vâf etdiler. İbni Mes'ûd 'radıyallahü teâlâ
anh' buyurdular | |
ki hazret-i Ömerin 'radıyallahü teâlâ anh' müslimân olması
mü'minlere feth | |
| ve nusret ve rahmet oldu. O müslimân oluncaya
kadar dîn-i | |
islâm âşikâre olmadı. Kâ'be-i mu'azzamada müslimânlardan hiç kimse
nemâz kılmamış | |
idi. Nakl edilmişdir ki hazret-i Ömer 'radıyallahü anh'
îmâna geldikde | |
Peygamberimiz 's.a.v.' hazretleri mubârek elini Ömerin 'radıyallahü anh'
göğsüne koyup | |
üç kerre buyurdular ki
- Yâ Rab! Bunun
sadrında olan | |
gereksiz sıfatı [göğsünde bulunan kötü sıfatı] ve illeti
[hastalığı] çıkarıp | |
onun yerine îmân ve hikmeti ver.
Kaynak:
Menakıb-i | |
Çihar Yar-i Güzin
| |