Osmanlı Minyatürü
Aşağıdaki yazı: http://www.istanbul.edu.tr/Bolumler/...t/minyatur.htm linkinden alınmıştır.
Ayrıca http://www.hat-aaahib.com/Minyatur1.php | (...) kolay çorba
Malzemeler- yarım bardak mercimek
- yarım bardak pirinç
- 3 bardak
|
| linkinden de benzer bilgilere ulaşılabilir. Bunun haricinde minyatür
hakkında tarihi | et suyu veya su
1 kaşık yağ tuz
Yapılışı
Mercimek ve pirinç |
ve teorik bilgi almak isteyen arkadaşlara yardımcı olmaktan
mutluluk duyarım.
Batı | beraber ayıklanıp yıkanır. Suyu soğuk olarak konur. Bir kaşık yağ |
dillerinde bir nesnenin küçük boyutlardaki örneğini belirten “Minyatür”
sözcüğü zamanla | ilavesi ile ateşe konur. Pişince tuzu ilave edilir. 2 dakika |
| kitap resmi için kullanılan bir terim halini almıştır.
Eski Türk | sonra indirilir.
(...) Kolay kazandibi
Malzemeler:
1/2 kg süt
2 bardak |
kaynakları kitap resmi için “Nakış” “Tasvir”; minyatür ressamı
için de | şeker
1 paket vanilya
1/2 paket margarin
1 bardak un
Yapılışı:
Sütü şekeri ve vanilyayı |
“Nakkaş” “Musavvar” gibi sözcüklere yer verirler. Kitap resmi
sanatı için | ocakta ılıtın. Diğer taraftan margarinin yarısını eritin ve bir bardak |
| çok yaygın olarak “Minyatür” kullanılmakta olduğu için biz
de bu | unu ilave ederek pembeleşene dek kavurun. Daha sonra ılımaya bırakın. |
sözcüğe yer veriyoruz.
8. ve 9. yüzyıla ait olan
ve Turfan | Ilıdıktan sonra bu karışımı süte ilave et ve muhallebi kıvamına |
bölgesinde Hoço Bezeklik Sorçug gibi Uygur merkezlerinden günümüze
gelmiş Türk | gelene dek ocakta karıştırarak pişirin. Daha sonra fırın tepsisinin altına |
resim sanatının örnekleri arasında duvar resmi ve figürlü
işlemelerin yanında | bir paket kakaolu bisküviyi robottan geçirerek tepsinin dibi görünmeyecek şekilde |
| minyatürler de bulunmaktadır. Türklerin İslamiyeti kabul etmelerinden önceki
devreye ait | yayın. Bisküvilerin üzerine muhallebiyi dökün ve bir gün dolapta bekletin. |
yazmalardaki minyatürler Uygur prens ve prensesleri ile Mani
ve Uygur | Ertesi gün muhallebinin üzerine fındık öğütün ve koyun. Kare halinde |
| rahiplerini canlandırırlar. Çeşitli kültür ve dinlerin etkili olduğu
bir ortamda | kesin ve rulo yapın.
|
| yapılan bu minyatürlerin üslupları çok zengindir ve farklılıklar
gösterir. Türk | |
| minyatür sanatının 13. yüzyıla kadar olan gelişimini gösteren
daha sonraki | |
örnekler ne yazık ki kaybolup gitmiştir.
Bir aşk hikayesi
olan Varka | |
ve Gülşah (TKSM H.841) 13. yüzyıl Selçuklu dönemi
resim sanatının | |
en güzel örneklerindendir. Yazma Hoy’dan gelmiş ve Konya’ya
yerleşmiş bir | |
| aileden olan Abdül Mümin tarafından resimlendirilmiştir. Varka ve
Gülşah minyatürlerindeki | |
Türk tiplerini temsil eden figürler Büyük Selçuklu dönemi
çini ve | |
seramiklerindeki figürlerle büyük benzerlikler gösterir. ılk minyatürde içinde
çeşitli dükkanların | |
| bulunduğu bir çarış ile adeta öykünün geçtiği ortamın
bir takdimi | |
| yapılmaktadır. Gülşah’ın çadırında üzüntüden bayılmasını ve Varka’ya kavuşmasını
gösteren yalın | |
sahnelerin figürlerden arta kalan boıluklarını ise dekoratif bitki
ve hayvan | |
| motifleri doldurmaktadır. ıki atlının döğüşünün yer aldığı sahnede
de zemin | |
arabesklerle tamamen doldurulmuştur. Zeminin bu biçimde süslenmesini Büyük
Selçuklu dönemi | |
minyatürlerinin çoğunda buluruz. Bu ağır süslemelere karışn ince
uzun dikdörtgenler | |
oluşturan kompozisyonlar oldukça yalındır.
Selçuklu döneminden günümüze gelmiş bir
başka eser | |
ise 1271’de Aksaray’da yazılarak Sivaslı Nasreddin tarafından Selçuklu
Sultanı III. | |
Gıyaseddin aaahüsrev’e sunulan bir Astroloji Kitabı’dır (Paris bib.
Nat. P.174). | |
Doğu’dan alınan motiflerin yanında minyatürlerdeki güçlü konturlar ve
hafif gölgelendirme | |
sanatçısının Bizans minyatürlerini tanımış olduğunu göstermektedir.
Osmanlı minyatür sanatına
geçmeden önce | |
araştırıcıların Türklerin eski yurtları Orta Asya’da Türkistan’da yapılmış
olduğunda birleştikleri | |
| ve “Mehmet Siyah Kalem” diye adlandırılan resimlerden söz
etmek gerekir. | |
Topkapı Sarayı’ndaki bu resimler içinde sultanın portresi bulunduğu
için “Fatih | |
| Albümü” diye adlandırılan derlemede yer almaktadır. Çeşitli çevre
ve dönemlerden | |
| gelen eserlerin arasında yer alan bu resimlerdeki figürler
belli bir | |
| hacim değerine sahiptir. Koyu ve az sayıda renk
kullanılarak yapılmış | |
| olan resimlerin bir kısmının rulo parçaları olduğu anlaşılmıştır.
Resimlerin bazıları | |
ipek bazılarıda kaba Çin kağıdına yapılmıştır. Bilim adamlarının
şamanizm dünyasını | |
| yansıttığı konusunda görüş birliğinde oldukları bu resimlerde kuvvetli
bir Çin | |
sanatı etkisi egemendir.
Anadolu beylikleri arasından çıkarak devletlerini üç
kıta üzerinde | |
genişleten ve büyük bir imparatorluk haline getirmeyi başaran
Osmanlıların kuruluş | |
dönemine ait kitap sanatını yalnız bazı yazılı kaynaklardan
öğreniyoruz. Çünkü | |
| bu dönemin minyatürlü yazmalarından örnekler günümüze kadar gelmemiştir.
Son yıllardaki | |
araştırmalar Fatih Sultan Mehmed döneminde yapılmış birçok minyatürlü
eseri gün | |
| ışığına çıkarmıştır. Bunlardan biri olan ve 1455’te Edirne’de
gerçekleştirilen Dilsuznâme: | |
Gül ve Bülbül (Oxford Bodlein Lib.) adlı edebi
eser Türkmen | |
minyatürlerinin etkisini göstermektedir. Hatifî’nin mimari çizimlerdeki perspektif denemeleri
ve Fatih | |
döneminde Batı’dan alınan etkileri yansıtan Hüsrev-işirin minyatürleriyle (N.Y.
Metropolitan Museum | |
of Art 6927) Katibî Külliyatı (TKSM R.989) ve
Venedik San | |
| Marco Kütüphanesi’ndeki ıskendernâme Minyatürleri de Türkmen okulu etkilerini
güçlü biçimde | |
ortaya koyarlar. Bu eserler dönemin giyim müzik aletleri
ve eğlence | |
hayatı gibi bazı özelliklerini de yansıtırlar.
1465’te Amasya’da hazırlanmış
olan tıp | |
kitabı Cerrahiye-i Hakaniye (Paris Bib. Nat. T.693) daha
başka bir | |
anlayışı taşra üslubunu sunar. Bu minyatürlerin en genel
özellikleri çeşitli | |
| cerrahi müdahaleleri çizgisel bir üslupla açık seçik ve
yalın bir | |
biçimde açıklıyor olmalarıdır.
Eyalet sanat merkezlerindeki gelişmenin yanı sıra
imparatorluğun başkenti | |
İstanbul’da yoğun faaliyetlere sahne olmaktaydı. Fatih Sultan Mehmed
ıtalya’dan aralarında | |
Gentile Bellini’ninde bulunduğu sanatçılar getirtmişti. Geniş görüşlü askeri
deha bilim | |
ve sanata da büyük bir ilgi duymaktaydı. Bellini’ye
yağlıboya portresini | |
| Constanza da Ferrara’ya da üzerinde büstü ve atlı
portresi bulunan | |
| madalyonları yaptırdı. Bu sanatçıların İstanbul sarayında yaptıkları eserlerin
çoğu ortadan | |
| kalkmıştır. Ama onların öğrencileri olan Türk nakkaşlarının eserlerini
tanıyoruz. Batı | |
resim sanatını İstanbul atölyelerine tanıtan bu sanatçıların arkalarında
bıraktıkları etki | |
| Doğu geleneği ile birlikte erken Osmanlı dönemi minyatür
sanatı üslubunu | |
oluşturan ilk adım olmuştur.
Türk portreciliğinin doğmasında hiç kuşku
yok ki | |
bu faaliyetlerin etkisi olmuştur. Osmanlı portre ressamlığının ilk
ürününü Fatih | |
Portresi (TKSM H.2153) ile Sinan Bey vermiştir. Fatih
Sultan Mehmet | |
| bu eserde bağdaş kurmuş oturur vaziyette resmiyetten uzak
ve samimi | |
bir halde gösterilmiştir. Fatih’in duyarlı kişiliğini başarı ile
yansıtan portrede | |
Padişah gözleri uzaklara dalmış elinde tuttuğu gülü koklarken
resimlenmiştir. Gerek | |
yüzdeki hafif gölgelendirme gerek kaftanın yakasının işlenişi Doğu
ve Batı | |
| üsluplarının Türk sanatçıların elinde nasıl yeni bir senaaae
ulaştığını ortaya | |
koymaktadır.
Doğu’da özellikle ıran’la hem savaş hem barış sırasındaki
sürekli ve | |
yoğun ilişkiler sanat alanında Türkler için önemli bir
esin ve | |
| etki kaynağı olmuştur. Doğu’nun edebi eserleri çoğaltılmış ve
resimlenerek yazma | |
| halinde günümüze gelmiştir. Saray resssamlarına ödenen ücreti ortaya
koyan Ehl-i | |
hiref defterleri aynı zamanda atölyelerdeki yabancıların arasında ıranlıların
büyük bir | |
çoğunlukta olduğunu da göstermektedir. Bursalı Uzun Fırdevsî’nin Süleymannâmesi’ndeki
takdim minyatürü | |
dönemin iyi bir örneğidir.
Kanuni Sultan Süleyman dönemi Osmanlı
minyatür sanatında | |
pek çok yeniliğin denendiği bir dönemdir. Bu yenilikler
arasında tarihi | |
| olayları saptama anlayışının “şehnâmecilik” adıyla resmi bir görev
halini alması | |
| da vardır. Bu anlayış içinde tarihi olaylar yazma
olarak kayda | |
geçirilirken bir yandan da resimleniyordu. İmparatorluğun doğu ve
batısındaki savaşlar | |
fetihler ve seferler tahta geçişler yabancı elçilerin kabulü
bayram kutlamaları | |
gibi önemli olayların yanı sıra bazen sultanın yalnızca
tek bir | |
seferi de ele alınabiliyordu. Kanuni döneminde Nevaî Hamsesi
(TKSM H.802) | |
Nevaî Divanı (TKSM R.804) Tuhfet-el Ahrar (TKSM R.914)
gibi edebi | |
eserlerin yanında tarihi minyatürler de aynı derecede önemlidir.
Bu
tür eserlerin | |
en önemlilerinden birisi de Arifî’nin Süleymannâme’sidir (TKSM H.1608).
Eser 1543 | |
Macaristan kuşatmasını Nice’in fethini ve deniz seferlerini konu
almaktadır. Barbaros | |
Hayreddin Paşa idaresindeki Osmanlı donanması 1543 baharında Kanuni
Sultan Süleyman’dan | |
yardım isteyen I. François’yı desteklemek üzere Akdeniz’e açılmıştır.
Barbaros ıtalya’nın | |
birkaç limanına uğradıktan sonra Marsilya’ya ulaşmış Fransız donanmasıyla
buluşmuş ve | |
| V. Karl’in (şarlken) müttefiki olan Savois dükasından Nice’i
almıştır. Türk | |
donanması bundan sonra kışlamak üzere Toulon limanına gitmiş
Genova’da esir | |
bulunan Turgut Reis’i limana dayanıp köyleri yakmakla tehdit
ederek kurtarmıştır. | |
Bu deniz seferi sırasında donanmanın gittiği bütün limanlar
Süleymannâme’de önemli | |
özellikleri ile resimlenmiştir.
Tarih-i Sultan Bayezid (TKSM R. 1272)
ise II. | |
| Bayezid döneminin deniz seferlerini anlatır. Bu resimlerde limana
gelen gemiciler | |
| bölgenin özelliklerini ve yapılarını hemen algılamaları amaçlanmıştır. Bu
eserde gemilerin | |
| savaşlar sırasında birbirlerine göre duruşları ile hareket biçimleri
de oldukça | |
gerçekçi ve renkli bir biçimde verilmiştir.
Bu eserler Matrakçı
Nasuh tarafından | |
yazılan ve resimlenen Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Iraaaan (İÜK
T.5964) adlı | |
| kitapta ilk kez ortaya konan yeni bir eğilimin
devamcılarıdır. Matrakçı | |
bu yazmada Kanuni’nin Irak seferi sırasında Osmanlı ordusunun
konakladığı yerleri | |
anlatır. Matrak oyununun mucidi sayılan Nasuh’un bu minyatürleri
figürsüz topografik | |
birer manzara niteliği taşır. Sanatçının Portekiz portulan çizimlerinden
önemli özelliklerin | |
ilk bakışta kavranabildiği deniz kıyı haritalarından esinlendiği tahmin
edilmektedir. Eskişehir | |
Diyarbakır Tebriz gibi örneklere bakıldığında öteki menzillerde olduğu
gibi bu | |
| kentlerin de en önemli topografik özellikleri ve yapılarıyla
ele alındığı | |
| görülür. Bu kitaptaki resimlerin içinde yeni anlayış doğrultusunda
titiz bir | |
| gözlem sonucu yapıldığı belli olan “İstanbul” ayrı bir
önem taşımaktadır. | |
Bu örnek bir Türk sanatçısı tarafından tasvir edilmiş
en eski | |
İstanbul resmidir. Resim derinlemesine incelendiğinde sanatçının önemli özellikleri
ne kadar | |
ustalıkla seçebildiğine ve bunları yalın dolambaçsız bir biçimde
yansıtabildiğine hayran | |
olmamak elde değildir.
Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatının son döneminde
hazırlanmış olan | |
Süleymannâme (TKSM H.1517) bu padişah zamanında başlatılan şehnâmecilik’in
bir ürünüdür. | |
| Eser Firdevsî’nin şehnâmesi fikrinden hareket edildiği için Farsça
ve mesnevi | |
| tarzında yazılmıştır. Başlangıçtan itibaren Osmanlı hükümdarlarının saltanatlarını ele
alan beş | |
ciltlik bir dizinin sonuncusu olan yazma Arifî tarafından
kaleme alınmıştır. | |
Eser bu dönem minyatürlerinin çoğunda olduğu gibi yalın
bir düzenleme | |
sunar. Ancak minyatürlerin yüzeyleri çoğu zaman ana konuyu
izlemeyi güçleştiren | |
süslemeci motiflerle doldurulmuştur. Ama bu özellik tarihi olayların
minyatürlerle yansıtılması | |
| konusundaki titiz yaklaşımın gelişmesiyle giderek eriyecektir. Tarihi olayları
gerçekçi bir | |
tavırla saptama anlayışı ise artık Türk minyatür sanatının
değişmez bir | |
özelliği olarak gelenek haline gelecektir.
Bu eserde Topkapı Sarayı’nı
gösteren minyatürler | |
| önemli özellikleri ve genel görüntüsüyle sarayın bu dönemdeki
durumunu yansıtan | |
| birer belge değerindedir. şematik bir biçimde ele alınmış
olan sarayın | |
ikinci avlusundaki revaklar sol tarafta da kubbealtı görülmektedir.
Kubbealtını gösteren | |
minyatürde katipler öteki görevliler ve toplantı halindeki vezirler
yerli yerinde | |
sıralanmış oturmaktadırlar. Kubbealtı revağının altında köşede maaş olarak
dağıtılacak altın | |
ve gümüşler tartılmakta keselere konup mangalda eritilen balmumu
ile mühürlenmektedir. | |
| Öte yandan minyatüre bakanların olayların bütününü anlayabilmesi için
binalar açık | |
| bir kesit halinde gösterilmiştir. Kanuni’yi avlanırken gösteren sahne
ise figürlerin | |
| basit sıralanmasından oluşan yalın kompozisyon şemasına iyi bir
örnektir. Sultan’ın | |
| Topkapı Sarayı ikinci avlusunda tahta çıkma töreni de
yalın düzenleme | |
| şemasına bir örnektir. Bu kompozisyonda yeni sultana bağlılıklarını
sunacaklar yarımay | |
| biçiminde çizilmişlerdir. Belgesel değere sahip bir başka sahne
ise devıirmelerin | |
| toplanmasını yansıtır. Bu kompozisyonda olayın bütün ayrıntıları tam
olarak ele | |
alınmış eser böylelikle resimli bir belge niteliği kazanmıştır.
Kanuni
döneminde başlayan | |
| tarihi konuların işlenmesi ve şehnâmecilik’e bağlanıp devletin resmi
tarihini belgeleme | |
niteliği alması klasik döneminde Türk minyatürüne ana karakterini
kazandıracak İslam | |
ülkelerinde gelişen minyatür sanatı içinde ötekilerden ayrılan bir
okul oluşturacaktır.
Kanuni | |
| döneminde yapılan bu konudaki denemeler II. Selim ve
III. Murad | |
| zamanında meyvelerini vermiştir. 16. yüzyılın ikinci yarısında parlak
renkli süslemeler | |
sadeleştirilerek figürlerin adeta soluk alması sağlanmış Türk minyatür
üslubu klasik | |
| bir yetkinliğe ulaştırılmıştır. Daha önce de sözünü ettiğimiz
gibi tarihi | |
konulu minyatürler Osmanlı ordusunun seferlerini padişahın tahta çıkışını
saray içinde | |
| ve dışında düzenlenen gösteri ve şenlikler gibi olayları
da konu | |
| alıyordu. Örneğin Kanuni’nin son yıllarında 1558’de yazımına başlanan
Sefer-i Zigetvar | |
(TKSM H.1339) adlı eserde Zigetvar seferi ve II.
Selim’in tahta | |
çıkışını izleyen yıllar konu edilmiştir. Sultan IŞ. Selim’i
tahtında oturmuş | |
| önünde iki büklüm eğilmiş Avusturya elçisini huzuruna kabul
ederken gösteren | |
resim eserdeki ilginç minyatürlerden biridir.
Süleymannâme ya da Zafernâme
(Dublin Chester | |
Beatty Lib. 413) adlı eserde ise Kanuni Süleyman’ın
son yıllarındaki | |
önemli olaylar Zigetvar seferi ve Sultan’ın ölümü anlatılmıştır.
Süleymannâme’de yer | |
| alan bir minyatürde Zigetvar kalesinin havadan görünüşü başarılı
bir “harita | |
resim” üslubuyla seyirciye sunulmakta böylece savaş alanı hakkında
bir fikir | |
| verilmekteydi. Bilindiği gibi kuşatma sırasında daha kale alınmadan
Kanuni ölmüştü. | |
| Cenazenin kaldırılışını gösteren sahne sade ama etkileyici bir
anlatımla sunulmuştur. | |
| Dönemin önemli olaylarından biri sayılan Süleymaniye Camii’nin tamamlanması
da aynı | |
eserde yine tarihi bir belge olarak yer almaktadır.
Tarihi
konulu yazmalardan | |
| biri de Kanuni’den sonra tahta geçen oğlu II.
Selim’in saltanat | |
yıllarının anlatıldığı şehnâme-i Selim Han’dır (TKSM A.3593). Bu
eserde babasının | |
| ölümü üzerine Belgrad’a giden IŞ. Selim’in Otağ-ı Hümayûn’da
tahta çıkışı | |
| da tasvir edilmiştir. Aynı eserin karışlıklı iki sayfasında
ise karada | |
ve denizde sürdürülen Navarin savaşı bir başka sayfada
da Tunus’un | |
| zaptı gibi belgesel değer taşıyan konular ele alınmıştır.
Edirne Selimiye | |
| Camii’nin tasviri ve padişahı Topkapı Sarayı’nda kendisine paha
biçilmez hediyeler | |
sunan Safavi elçisini kabul ederken gösteren minyatürler bu
yazmada yer | |
alan başarılı örneklerdir.
Klasik üslup sanatsever bir padişah olan
III. Murad | |
| zamanında en yüksek düzeye ulaşmıştır. Bu dönemin minyatür
sanatı bakımından | |
en önemli ve en zengin yapıtı Surnâme’dir (TKSM
H.1344). Eser | |
| III. Murad’ın oğlu şehzade Mehmed’in 52 gün 52
gece süren | |
| sünnet düğünü eğlencelerini konu almaktadır. Sünnet şenlikleri o
günkü adıyla | |
Atmeydanı’nda (Sultanahmet meydanı) yapılmış padişah ve şehzadesi gösterileri
ıbrahim Paşa | |
| Sarayı’nın meydana bakan cephesindeki şahnişin’den izlemişlerdi. Yabancı konuk
ve elçilerle | |
| saraylılar için de ıbrahim Paşa Sarayı’nın bitişiğine bir
tribün yapılmıştı. | |
şenliğe cambaz hokkabaz perendebaz gibi marifet ehlinin yanı
sıra İstanbul’un | |
bütün esnaf loncaları da katılıp hünerlerini göstermişlerdi. Nakkaş
Osman şenlik | |
olayını akış sırasına bağlı olarak sahnelere bölmüş meydan
ve sarayı | |
| bir çerçeve halinde tekrarlayarak gösterileri bir film şeridi
gibi gözümüzün | |
| önüne sermiştir. Bu bakından Surnâme sanat ve kültür
tarihimiz için | |
çok önemli bir belgesel kaynaktır.
III. Murad döneminin en
önemli yazmalarından | |
biri de iki cilt halinde minyatürlü olarak hazırlanan
Hünernâme’dir (TKSM | |
| H.1523/4). 1584’te tamamlanan birinci ciltle kronolojik bir sırayla
Selçuklu ve | |
| Osmanlı sultanlarının tahta çıkışları ile her birinin saltanat
yıllarında geçen | |
| önemli olaylar anlatılarak resimlenmiştir. Dört yıl sonra tamamlanan
ikinci ciltte | |
| ise yalnızca Kanuni Süleyman dönemi ele alınmıştır. Bu
ciltte Sultan’ın | |
| özel hayatı ile ilgili sahnelerin yanı sıra tarihi
konulara ve | |
| dönemin askeri başarılarına da geniş yer verilmiştir. Mohaç
savaşını konu | |
alan minyatür bu başarılara güzel bir örnektir.
Nakkaş Osman
ve ekibinin | |
| gerçekleştirdiği önemli bir eser de şehinşahnâme’dir. 1581 tarihli
birinci cildi | |
bugün İstanbul Üniversitesi Kitaplığı’nda ikinci cildi Topkapı Sarayı
Müzesi’nde bulunan | |
| yazma III. Murad devrini konu almaktadır. Birinci ciltte
karışlıklı iki | |
sayfada yer alan ve sarayda bir bayram sabahını
gösteren minyatür | |
| bayramlaşma geleneğini yansıtması bakımından dikkat çekiçidir. Aynı ciltte
III. Murad’ın | |
| sarayın harem bölümüne yaptırdığı köıkü gösteren bir minyatür
de yer | |
almaktadır. Günümüze gelmiş olan bu köık Topkapı Sarayı’nın
en görkemli | |
| yapılarından biri sayılmaktadır. Yine birinci ciltteki bir başka
minyatürde ise | |
| o dönemde Galatasaray’da yaptırılmış olan Rasathane ve burada
yürütülen bilimsel | |
| çalışmalar gösterilmiştir. ıkinci ciltte Osmanlı ordusunun sefere çıkışının
konuya yaraşır | |
bir görkemle tasvir edilişine tanık olunur. Uyandırılmak istenen
kitle etkisi | |
askerlerin sık saflar halinde ve başarılı bir biçimde
düzenlenişiyle sağlanmıştır.
1584’te | |
tamamlanan Nusretnâme (TKSM H.1365) adlı eser ise Lala
Mustafa Paşa’nın | |
| 1579 yılında çıktığı Azerbaycan seferini konu alır. Kitabın
başında yer | |
| alan minyatürde serdarın sefere çıkmadan önce padişahı ziyareti
tasvir edilmiştir. | |
| Daha sonraki sayfalarda Paşa’nın sefer arifesinde yeniçeri ağalarına
verdiği ziyafet | |
anlatılmaktadır.
Türk portre sanatının temelleri Fatih Sultan Mehmet zamanında
atılmıştı. Nigarî | |
| diye tanınan Haydar Reis en ünlü portre ustalarından
biridir. Barbaros | |
Hayreddin’i gül koklarken gösteren portresi sanatçının portre alanındaki
gücünün bir | |
| kanıtıdır. Günümüze pek az eseri kalmış olan Nigarî’nin
bir başka | |
portre çalışmasında ise Sultan II. Selim hedefe ok
atarken gösterilmiştir. | |
| Bu dönemde kaleme alınan Silsilenâme ve şemâilnâme gibi
biyografi kitapları | |
| portre sanatının yeniden canlanmasını sağlamıştır. Bu tür eserlerden
biri olan | |
Zübdet üt Tevârih’te (TİEM 1973) Hazreti Muhammed’den
başlayarak dönemin | |
| sultanına kadar gelen önemli kişilerin hayat hikayeleri verilmiştir.
Bu tür | |
| minyatürlerde tarihi üslup ile dini üslup birleştirilmiştir. Böylece
taze bir | |
| üslup birleşimine tanık olunur. Peygamberlerin hayatını ve dini
olayları konu | |
| alan altı ciltlik Siyer-i Nebî’de de bu üslubun
yetkin örnekleri | |
| karışmıza çıkar.Elinde ferman tutan Cebrail’in Adem ve ıit
peygambere cennet | |
| elbisesi giydirişi sahnesi ilginç örneklerden biridir. Bir başka
sayfada ise | |
Hazreti Muhammed’in Cebrail’in öğrettiği şekilde karısı Hatice ve
yeğeni Ali’ye | |
| namaz kıldırışı tasvir edilmiştir. Bu minyatürlerde yeni bir
anlatım üslubunun | |
başarılı örnekleri görülmektedir.
Büyük sanat koruyucuları olan III. Murad
ve oğlu | |
| III. Mehmed döneminde tarihi konulu minyatür yapımının yanı
sıra edebi | |
| eserlerin resimlenmesine de devam edilmiştir. Bu edebi eserlerin
başında yüzyıllar | |
boyunca sayısız kopyaları yapılan ve resimlenen Firdevsî’nin şehnâmesi
(TKSM H.1486) | |
| gelir. Burada yer alan minyatürlerin birinde alışılmadık bir
sahneye tanık | |
| olunur. Bu sahnede Osmanlı çiçek zevkinin etkisiyle ellerinde
demet demet | |
çiçeklerle ava katılan bir grup görülür.
şehnâme-i Mehmed Han
ya da | |
Eğri Fetihnâmesi (TKSM H.1609) adı verilen eserde de
bazı değişik | |
| özellikler görülmektedir. Seferden dönen sultanın İstanbul’da coıkun bir
sevinçle karışlanmasını | |
| gösteren sahnede yolun iki yanına gerilmiş kumaşları tutanlardan
bir kısmının | |
seyirciye arkalarını dönmeleri halkın kitleler halinde duruşu ve
pencerelerden bakışı | |
yeni motifler olarak dikkati çekmektedir. Talikîzâde şehnâmesi’nde (TKSM
A.3592) yer | |
| alan minyatürlerden birinde ise Manisa kenti ve sarayının
başarılı bir | |
| tasviri görülür. Gerek saray gerek kent içindeki önemli
yapılar ustalıklı | |
bir düzenlemeyle açık seçik gösterilmiştir.
16. yüzyıl sonuyla 17.
yüzyıl başında | |
| resimlenen bir grup eser hem konu hem anlatım
üslubu bakımından | |
| farklı bir birlik oluşturur. Bunlarda her ne kadar
ısfahan ve | |
| ıiraz resim okullarınınetkisi görülürse de renk kullanımı ve
figürlerin işlenişi | |
belli bir farklılık ortaya koyarlar.
17. yüzyılda minyatür sanatı
bir yandan | |
| geleneksel üslubu sürdürürken öte yandan albüm resmi birdenbire
büyük bir | |
| önem kazanmıştır. Falnâme’de yer alan büyük boy kompozisyonlar
bu türün | |
tipik örnekleridir. I. Ahmed Albümü (TKSM B.408) ise
hiçbir metne | |
| bağlı olmayan tek tek figürlerin ya da günlük
hayatla ilgili | |
| konuların işlendiği örneklerden oluşur. Bu albümdeki sayfalardan birinde
tek tek | |
| figürlerin bir araya toplandığı görülür. Çeşitli tipte insanlar
giyim özelliklerini | |
| belirtmeye özen gösterecek biçimde işlenmiştir. Bu resimlerde serbest
bir anlatım | |
| üslubuna tanık olunur. Geleneksel anlatım tarzlarından ayrılan bu
tür serbest | |
| üslup örneklerine 18. yüzyıl başından günümüze tek sayfa
halinde kalan | |
| sahnelerde de rastlanmaktadır. Erkekleri açık havada eğlenirken gösteren
bir minyatür | |
| bu serbest üslubu yansıtmaktadır. Bu türe giren ilginç
örneklerden birinde | |
| de Galata Mevlevihanesi’nde sema eden Mevleviler tasvir edilmiştir.
Ney ve | |
| kudüm çalanlarla semayı seyredenlerin arkasında yelkenlilerin geçtiği bir
deniz görünümüne | |
| yer verilmiş olması ilginçtir. Bir başka sayfada ise
daha önce | |
minyatürlere konu olmamış bir yaşam kesiti bir meyhane
sahnesi tasvir | |
edilmiştir.
18. yüzyılın en ünlü minyatür ustası nakkaş Levnî’dir.
Levnî çeşitli | |
milletten meslekten kadın ve erkek figürünü resimlediği çok
sayıda örnek | |
bırakmıştır. Sanatçı yaptığı tek figürlerde konuya uygun bir
çizgi ritmi | |
| yaratmayı başarmıştır. Levnî’nin en tanınmış eseri iki kopya
olarak hazırladığı | |
Surnâme’dir (TKSM A.3593). Bu kitapta yazılı ve bol
resimli olarak | |
| IŞI.Ahmed’in oğullarının sünnet düğünü anlatılmıştır. Düğün bu kez
Okmeydanı’nda düzenlenmişti. | |
| IŞI. Murad dönemindeki düğünde olduğu gibi 1720 tarihli
bu düğünde | |
de şenliğe bütün İstanbul esnafı katılmış çeşitli hünerler
sergilemişti. Süslenmiş | |
koçlarıyla celep ve kasapların geçişini gösteren minyatür esnafları
temsil eden | |
ilginç bir ornektir. Bir başka minyatürde görüldüğü gibi
yukardan aşağı | |
| kıvrımlar çizerek ilerleyen esnaf alayının içinde yarısı kadın
yarısı erkek | |
dev kuklalar köçekler de yer alıyor bunlar geçit
türenine ayrı | |
| bir merak ve neşe katıyorlardı. Kâğıthane sefalarından eğlenceye
açık olan | |
İstanbul halkı akın akın Okmeydanı’na geliyor günlerce süren
şenlikle yakından | |
| ilgileniyordu. şenlikte deniz eğlenceleri de önemli bir yer
tutuyordu. Haliç’in | |
iki yakası arasında gemi direklerine gerilmiş halatlar üzerinde
arabalar geziyor | |
| cambaz çengiler oyunlar oynuyorlardı. Padişah ve küçük şehzadeler
bu eğlenceleri | |
| Aynalıkavak Kasrı’ndan izliyorlardı. Levnî yüzlerce değişik sahneyi içeren
Surnâme minyatürlerinde | |
| konuyu değişik yönleriyle ele almayı ve onlara esprili
bir anlatım | |
çeşnisi katmayı başarmıştır.
Batı’ya açılışın yoğunlaştığı Lale Devri’nde minyatür
sanatında hem | |
| Batı resmi tarzında ilginç gelişmelere hem de giderek
artan bir | |
| çöküşe tanık olunur. Levnî’den sonra adı anılmaya değer
tek sanatçı | |
| Abdullah Buharî’dir. Pencereden Bakan Kadın adlı resmi bu
gelişen üsluba | |
ilginç bir örnektir. Kadınların yaşantısını konu alan Zenannâme’de
(İÜK T.5502) | |
bu etkilerin daha da arttığı Batı’nın konulu manzara
resimlerini anımsatan | |
| sahnelere yer verildiği görülür. Aynı eserde yer alan
bir doğum | |
sahnesi ele alınmaya başlanan yeni konulara ilginç bir
örnektir.
19. yüzyıl | |
| boyunca minyatür sanatı çöküşünü tamamlamış ve yavaş yavaş
yerini Batı | |
resim tekniğiyle yapılmış yağlıboya tablolara bırakmıştır.
| |